Freitag, 17. April 2009

Bomb it.... #2

(Banksy, gunumuzun belki de en meshur grafiti sanatcilarindandir kendisi, her ne kadar kimligi bilinmese de. Eserleri muthis paralar etmektedir. Sansiniz varsa bir aksam sizin evinize de birseyler karalar, sabah kalktiginizda da zengin birisi olmussunuzdur)


Bomb it den devam edelim...Sokaklarin yapisi ve dekorasyonu, binalari tasarlayan mimarlar ve kapitalist sisteme ait isyerleri ve onlarin reklamlari tarafindan belirlenirken, buna alternatif olarak ne sekilde cozumler uretilebilir acaba? Bir mimarlik ogrencisi yada bir mimar olsaydim bu konuya ne sekilde perspektif gelistirebilirdim ki?

Her ne kadar mimarlik sadece ev yapmakla ilgilenmeyip, sosyal alanlarin yaratilma surecleri, insanlarin bulunduklari yapi ile etkilesimlerini de hesaba katarak faaliyetler gerceklestirse de, bu falliyetler genellikle yapiyi yaptiran kisinin istek ve amaclari dogrultusunda ilerlemektedir. Evi, alisveris yada is merkezini yaptiran kisi sizseniz, sizin begenileriniz yada amaclariniz burada on plana cikacaktir.

Bu konuya alternatif bazi tasarimlar yada uygulamalar da soz konusudur. Viyana da bulunan Hunderthaus bu duruma bir ornek olabilir sanirim. Bir apartmanda ortak kullanim alanlarinin bulunmasi bu konuda en basit ornektir. Her apartmanin kendi lokali, camasirhanesi, cocuklar icin oyun salonu bulunmasi gibi ornekler verilebilir. Ornegin altmis kisilik bir apartmandan bahsediyoruz ve nicin bu insanlar aksamlari evlerine kapanmak yerine kendilerine ait ortak bir lokalde, ki bu lakoalin bir isleteni bulunmayacak, toplanip vakit gecirmesinler? Yada her evde bir camasir makinasinin bulunmasi yerine ortak bir camasirhaneleri olsa?

Bu belki cok komunistce yada idealistce pembe dusunceler zinciri olarak dusunulebilir fakat bence bu daha cok toplumun kulturel yapisi ile ilgili bir durumdur. Turkiye deki insanlara kizlar ve erkeklerin beraberce kaldigi bir ogrenci yurdu utopiktir ama avrupa da tam tersi dusunulemiyor bile. Slav ulkelerinin insanlarina ne demeli? Bu insanlar icmeden ve parti yapmadan tek bir dakika bile geciremiyorlar, ama gayet de mutlu ve huzurlular.. Turkiye de boyle bir tasari nasil sonuclar dogurur hepimiz gayet acik ve net bir sekilde, tüm ironik yonleriyle taasavvur edebiliyoruz. Ama biz burada insanlarin birbirlerinden sorumlu olmadan, kendi ozel hayatlarinin bulundugu ortamlarin hemen icerisine ortak kullanim alanlarinin yaratilmasindan bahsediyoruz, ki bence asil insan dogasina yakin olan da budur. Zaten ilk insan topluluklari da bu sekilde bir orgutlenme icereisinde degilmiydi ki?

Eger ki binalarin sosyallestirme ve insani yonlu tasarimi konusunu bir basamak daha ilerletirsek ikinci bir soru ile de karsilasabiliriz. Insanlarin yasadigi sokak ve evlerde kendilerine ait izler birakabilme serbestligi, yada bu haklarini kullanabilmesi icin yaratilmis serbest alanlar. Aslinda anneninizin danteller orup evin butun acikta kalan yerlerini ortmesi yada babanin ikea dan tahtalari alip, bunlari birlestirip masa sandallye ihtiyaclarini karsilamasi buna ornek olarak gosterilebilir. Bunun yaninda evin dis kisminin tasarimi da size ait olmasi gerekir. Ama bu sinirli eylemlerin sanatsal bir boyuta da tasinmasi gerekiyor. Ilk ve ortaokulda ogrendigimiz el isi yada resim dersleri her ne kadar bizi sanat yapabilmenin iyi cumhuriyet bayrami resmi cizebilmekten gectigi yanlisina suruklese de, bu fikirden insanlari hizla uzaklastirmamiz gerekmektedir. Bunu yapmanin digger bir yolu da belki evlerin standart olmayan ama icinde oturanlarin da kendilerini ifade etme kapasiteleriyle ozellesebilecek bir sekilde, yari sonlandirilmis olarak uretilmesi olabilir mi acaba? Aslinda hepimiz bir sekilde sanatci olma kapasitesi tasiyoruz. Yada soyle soylemek gerekire, hepimiz elimizde gerekli araclarimiz oldugu surece, ki bu araclar her sey olabilir, iyi yada kotu kendimizi ifade edebiliyor, hatta olaganustu seyler yaratabiliyoruz.

Iste bize ait olan ve bizim yasadigimiz bu alanlari nicin standardize edilmis, mimarlar tarafindan en soguk sekilde tasarlanmis sekliyle kabul etmek zorunda kaliyoruz ki? Daha yasadigimiz alanlari degistirebilme kapasite ve duyarliligina sahip degilken nasil olup da hayatimizi degistirmekten bahsediyoruz? Ulkeyi yonetecegiz, aclari doyuracak, herseyi mukemmel yapacagiz...Hatta devrimler yapmak, insanligi kurtarmak istiyoruz... Cok komik bir durum aslinda..Baskalarina ait bu yasamimizi boylece kabul etmemiz gerekiyor ve onun uzerinde hicbir degisiklik yapma hakkimiz yokken bu nasil olacak, bana hem imkansiz hem de cok ironik geliyor.

Bomb it.... #1


Sokaklarin dili...Streetart...Kosebaslari da yorumsuz kalmamali, sokaklar gercek sahiplerince devralinmali. Madem ki en dusuk sinif sokak insani olmakla tanimlaniyor, sokaklari da onlara birakmaz gerekmez mi?

Nasil ki gercek buyuk olmak icin gecmisinizin de buyuk olmasi gerekirken, gercek sehir olabilmek icin de sokagin sesini de yansitabilyor olmaniz gerekir. Hangi sosyal tabakadan olursa olsun, kedilerinin sehirde her nasil olursa temsil edilebildigini gormek ister insanlar. Koylu yada gocebe degil de sehirlesen insanlarin demokrasi fikrini olustrurmasi da tesaduf degildir zaten. Sehir toplumunu belirleyen en buyuk olcuttur zaten, insanlarin o kalabaliklarda kendilerini savunabiliyor ve ifade edebiliyor oluslari. Bu durusun ayrimini birakin Turkiye deki koklu sehirler ile digerleri arasinda yapmayi, avrupa da dahi inanilmaz derecede hissediyorsunuz.

Peki sonuc... Sonuc onemli degil ama insanlarin kendileri ifade edis ve durus bicimleri onemli oluyor. Ve bu durusu da sehirlerde en belirgin ortaya koyan araclardan biri, belki de en onemlisi grafiti oluyor. Bunlari genclerin duvarlara cizdigi yavsakliklar olarak degerlendirmek muthis aldaticidir. Yada gereksiz seyler...Bu belki de insanin kalabaliklardaki varligina vurgu yapan en anarsist hareketlerden biridir. Sokagin ve onun gercek sahiplerinin beraberce sisteme ve dayatmalara karsi duruslaridir sozkonusu olan. Eski zamanlarda demokrasiyi olusturabilmek icin yapilar girisimlerin, bugun anarsistce sistemleri zorlama ve donusturme seklindeki formudur. Bence son yuzyillarda yaratilmis, insanligin belki de en buyuk sistemi degistirme cabasi oldugu bile dusunulebilir.

Ve bu insanlarin cabasi... Cok zor ve tehlikeli islerdir yaptiklari. Yillarca bu yuzden hapiste yatmis bir kisiyle tanismistim Berlin de. Bir taraftan da resmen askikti Berlin e. En ucuz yemekleri yiyip, en ucuz biralari da icse de, yasitlari en luks arabalara sahipken o hicbir seye sahip olamasa da onlar hayatta daha cok etkili olduklarina inaniyorlar. En azindan kocaman bir sehrin degisim ve gelisimi ellerinden geciyor. Anarsiszmi bir nebze de olsa yasiyorlar...

Ve en onemlisi.. Sanat kliseinin yada varlikli insanlarin gudumunde ilerllemekten, elitisit bir kesime ithab etmekten kurtuluyor sonucta. Galeri duvarlarini suslemek yerine Hatice teyzenin duvarini susleyecek bu sanat, ve o duvar bile binlerce euro edebilecek...Sokaga sahip olanlar, hem kendilerini ifade edebilecek, hem de kendi gibi olanlara hitab edecek.

Sonntag, 12. April 2009

Zeitgeist ! Zamanin ruhlar alemi !

Her ne kadar uzun suredir kendi adima hicbir entellektuel yatirim yapamasam da suan ki toplumsa ve siyasal duzen ile ilgili kisisel birkac teori gelistirmistim. Bu teorilerimden biri de, daha once birkac postta da azcok deginmistim, insanligin suanki durumlarina uretebilecegi radikal alternatifler uzerineydi. Toplumlarin gidisatlari her zaman guce sahip olan, varlikli insanlar tarafindan belirleniyor ve olabilecek bir cikisin da onlarin isteklerinin degismesi ile saglanacagini dusunuyorum. Bunu en tipik ornegi burjuvazinin yaptigi Fransiz Devrimidir. Insanlik tarihindeki butun buyuk donusumler bir sekilde guc sahibi insanlarinrahatsizliklarinda hareket almislardir, cogunluk bu donusumlerin halk tabanli olduguna inansa da. Ben buna komunist devrimi bile dahil edebilirim. Rusya daki bu devrim oyle bir zamanlama ile yapilmistir ki, tam dunya somurulecek ulkeleri tekrar paylasirken, butun dogu avrupali, kisaca ortodoks hiristiyan toplululklar bir anda bu paylasimin disinda kalivermistir. Daha sanayilesememis bu ulkelerde isci
devrimi gerceklesmistir. Yaklasik yetmis yil boyunca bu ulkeler yerlerinde sayarken de Avrupa ve Amerika coktan alabileceklerini almistir. Tam da yeni pazarlara ihtiyac duyuldugu anda bu komunist sistemler cozuluvermistir. Aradakalan Turkiye gibi ulkeler de, bir taraftan korkuyu, diger taraftan da baskiyi dengeleme ugrasinda oldugu yerde saymistir. Aslinda burada kapitalist ulkeler iki defa
kazancli cikmistir. Ikinci dunya savasi kismi da baska bir posta kalsin...

Ve simdi ilerlemenin tek olcutu teknoloji olmus durumda. Yasamini garanti altina almak uzerine kurulmus butun devlet yapilari etkisiz kalmis, yerine en rahat sekilde yasamaya, daha dogrusu teknoloji ve paraya sahip olmaya dayali bir sisteme yer acmis bulunuyor. Ama bu dunya herkesi besleyecek kapasiteye sahip degil. Eger butun cinliler, hintliler araba sahibi olacak, herbiri gunde yarim kilo et yiyecek olsa, dunya kime yetebilir ki? Suan bile buyuk bir endise yaratmistir, cesitli global cevresel sorunlar.

Asil ironi de burada ortaya cikiyor zaten. Normalde varlikli insanlar ile digerleri izole edildikleri kalelerle, devasa duvarli evlerle, yada ulke sinirlari ile sorunsuz yasayabildiler. Ve globallesme... Globallesme oyle bir boyute geldi ki, sinirli kaynaklar nedeniyle artik yine varlikli insanlarla ayni sofrada oturuyor duruma geldik. Dunya varliklari yetersiz ve biz ayni degerli havayi soluyup, ayni degerli suyu iciyoruz. Eger onlar da dunya zenginlikleriyle ayni sekilde kit kanaat gecinmek zrunda olacaksa fark nerede kaldi ki?

Sorun da burada basliyor zaten. Cok paraya sahip olmak da artik yeterli degil. Dunya zenginliklerinin de korunmasi gerekir. Bu guc para disinda baska seceneklere yonelmedigi durumda, paraya sahip olmak hicbirsey ifade etmeyecek...Yuarida anlattigim kismi, ileriki postlarda daha da detaylandiracagim.

Zeitgeist filminin ilk kismini gecen yil seyretmistim. Azcok bildigimiz seylerin guzel bir sekilde yapilandirilmis, ve cok profesyonelce hazirlanmis bir ozeti... Durumu zaten bilenler icin iyi bir tasnif, bilmeyenler icin de arkadas sohbetlerinde yeni dunya kesfi yapilmiscasina anlatilacak bir calisma. Bu filmin ardindan benim dusundugum ise, bu belgesel ile nereye varilmak istedigi idi.

Ve dun Zeitgeist in Addendion eklentisini seyredebildim. Ilk iki bolumunu seyrederken bir taraftan kendi adima mutlu oldum, bir taraftan da konuyu nereye baglayacaklari ile ilgili acayip meraklandim. Bir belgesel seyrediyorumdu ve o bana hicbir kaynaga dayanmayan, gozlemlerimle yarattigim teorimi acikliyordu.. Megaloman degilim ama hos tabi..

Ve filmin son bolum geldiginde artik her sey cozulmustu. Bu bolum suanki kapitalist sisteme getirilecek alternatiflerden bahsediyordu. Onlarin gordugu cozum dunya kaynaklarinin kullanimi uzerine getirdikleri teori di. Sinirsiz teknolojik ilerlemeden bahsediyorlar, ki bu sirada da dunya kaynaklari sinirsiz sekilde insanlarin hizmetinde olacak. Insanligin butun yatirimi teknoloji uzerine olacak, ki sadece teknoloji insanlara aradigi ve ihtiyac duydugu guzel yasami verebilecek. Tabii ki hicbir aciklama da getirmiyorlar, butun bu dunya nufusu ayni teknolojiye sahip olursa dunya kaynaklari yeterli olur mu? Bu kayanaklar kim ne sekilde sahip olacak, dagitimi ve kontrolu kimde olacak? Insanlarin yaptigi butun isler otomasyona donerse insanlarin islevi ne olacak? Bugunki teknoloji yuz yil oncesine kadar muazzam ilerledi ama nicin suan eskisine oranla cok daha fazla isgucune ihtiyac var? Bir kisim insanlar teknoloji gelistirirken diger insanlar ne yapacak? Bu sorular ve benzerleri hep acik kaliyor. Ama iyi bir izlenim oldu benim icin, gormek amaciyla, guc sahibi varlikli insanlar yonunu ne tarafa cevirmis ve gelecek yirmi yilda nasil bir yone suruklenecegiz. Bu kadar sert bir kapitalist sistem elestirisi dogal olarak yine gucluler tarafindan gelebilecektir. Simdi onlarin savasini seyretmeye hazir olalim, sokaklarda da bizler olacagiz ya, aman ne guzel ne guzel, devrim yapacagiz.

Samstag, 11. April 2009

Ivmelendim de duruldum.

En son gonderdigim postun uzerinden bihayli zaman gecti. Her ne kadar aceto usulu kilidi vurup ara vermesem de anahtarsiz bir hayat yuzunden birakin yazmayi, dusunmeye bile vaktim olmadi desem yeridir. En son biraktigimda bir arzuhalci masasinda yazmis, sonraki gunde de o evden ayrilmak zorunda kalmistim. Sonrasi uzerinde basarak ilerledigim film seritleri toplamiydi. Bagimsiz Amerikan sinemasina ait bir yol filminin ev filmi versiyonu bu gecen surede bizzat yasanmis bulunmakta. Uzerine de vurucu ingiliz sinemasi eklenebilir. Bunun yanina da fransiz sinemasina ait bir ask melodramini da eklesek fena olmaz aslinda. Bir yesilcam klasigi ise bu donemin kapanis filmi olabilir aslinda.

O evden ayrilisimi takip eden donemin ilk uc haftasi bir ev filmimin agirlik noktasini olusturur. Bu gecen uc hafta boyunca her gununu farkli evlerde gecirmem gerekti. Yanima aldigim dis fircasi vs. gibi ekipmanlar ile oyle bir mobilize hale geldim ki, ev ihtiyaclarim sadece banyo yapmak ve uyumak kadar minimum duzeye iniverdi. Yaptigim sadece bulabildigim bir eve gidip banyo yapip uyumak ve sabah erkenden calismak uzere yola cikmakti. Hem para kazanmak icin calismam, bir taraftan da ders calismam gerekiyordu. Cantamda bulunan esyalarim uc kisimdan olusuyordu. Birinci kisim zaruri esyalalrim, ikinci kisim laptopum ve dersimle ilgili kitaplar, ucuncu kisim da isimde kullandigim alyan anahtari, elektrikli el aleti vs den olusan alet cantamdi. Bu uclu ve ben bu haftalar boyunca hep beraber kasvetli mart ayini atlatmaya calistik. Tek bir mottom vardi; " Evi bulursan banyo yap, isi bulursan calis".

Bunun yanina bagimsiz ingiliz sinemasina ait genclik aksiyonlarini da fazlasiyla kattim tabiiki. Her aksam birileriyle bulusmak, icmek icmek icmek, muhabbet etmek. Sanirim hareketin hareketi uretmesi bu sekilde aciklanabilir dinamik dersini alan ogrencilere. Atalet dedikleri budur aslinda. Oyle bir yerinde duramama durumu aksamlari da hizli bir hayati beraberinde getiriverdi ki zaten ben bu hizi aylar oncesinde cebime rahat para giriyor olmasiyla coktan almistim.

Bu zamanlarda da romantik fransiz filmim baslayiverdi. Daha once tanidigim ve biryerlere gitmeyi teklif ettigim bir turk kizi vardi. Okulda karsilastigimizda verdigi sinyal hic de fena degildi. Ben de aldigim bu ivmeyle oyle bir giris yaptim ki bir hafta icinde kendimi barda onu operken buluverdim. Sonunda ben de aradigim iliskiyi buluyormuydum? Ivmelenmis hayatim bani kokain almiscasina guclendirmisti ve artik bu durumu kimsenin engellemesine izin veremezdim.

Bu gecen uc haftanin ardindan USA da okuyan ve Berlin de tezini hazirlayan bir arkadsim bazi isleri icin viyana ya geliyordu. Onunla da ilgilenmem gerekiyordu. Ben de kendime stabil bir yer bulabilmistim sonunda. Sonunda derken de aslinda cebimde o an uc eve ait anahtar vardi. Isler sonunda iyice yoluna giriyordu ve hatta cok eski arkadaslarimla vakit dahi gecirebilecektim.

Bu yukarida yazdiklarim aslinda ozetin de ozeti denebilecek bir kisaltmadan ibaret. Her gunu aksiyonla dolu olan bu gunleri tektek yazmam gerekirdi ve bunlar bir roman dahi yazabilecek materyale sahiptir. SOkakta kaldigim gunler, kizlar, sabahtan aksama kadar arabada seyahat edip esek yukuyle para kazanmam, acilisilar, partiler... Viyana daki son gunlerimin olmasi isi daha da hizlandirmisti ve veda turlari atmam gerekiyordu. Tekrar insanlarla icmeler, partiler, icilen ickiler....

Ve son perde....Yesilcam sinemasindan bir kesit. Bu beraber olgum dedigim kiz ( diyelim ki brutus) ile cok fazla gorusmemistik ki, brutus benimle gorusmekten vazgeciverdi. Aradigim zamanlarda ya cevap vermiyor, yada yalan bir seyler uyduruyordu. En son bir konsere cagirdim ve mazeretli bir mesaj gonderip benim de butun planlarimi bozup, ustune de bir dunya insanla kavga etmeme sebep olmustu. En son sert bir mesaj yazip gonderdim ve birkac mesajlasmadan sonra tekrar isleri yola koymus gibiydim. Birkac gun sonra o beni aramaya basladi, ve sonunda pazar gununu bulusmak uzere kararlastirdik ki ben de sali gunu graz a alti ayligina yerlesecektim.

Konu aslinda anlasilmisti. Brutus cok iyi bir firmada yuksek bir pozisyon ve maasta calisiyordu.. Ben ise ogrenci olmanin da otesinde,, evsiz barksiz bir serseriydim. O benim esrarkes serseri bir insan olduguma inaniyormus. Sonra tabi anlatinca, eger ben serseri bir insan olsaydim, okulu bu kadar basariyla bitirip, uzerinde de kimsenin yapamadigini yapip, Avusturya nin en buyuk firmalarindan birinde is-okul tarzi calismaya baslayamazdim vs, her sey normale donuvermisti...Tabi onu inandirmam da gerekti, her gun baska kizlarla yatip kalkan biri olmadigima, duzenli bir iliski istedigime, onunla sadece yatmak istemedigime.

Hadi bu barismamizi kutlayalim, baska bir yere kahve icmeye gidelim dedigimizde kum saatini coktan ters cevirivermistim aslinda. Once o bana arkadaslarinin bilardo oynadigini, istersek onlarin yanina gidebilecegimizi soylemisti fakat ben baska bir kafeye gidelim basbasa kalalim demistim. Bir kafeye gidip kahvelerimizi siparis etmistik ki kumlar dibe cokup, uzaylilar isin toplariyla dunyayi bombalamaya baslamisti artik. Arkadaslari da tesaduf eseri oraya gelmisti ve iclerinden biri benim uzun suredir beni turlu sekillerde kucuk dusurmesine ragmen pesinden kostugum, arasira bulustugumuz kizdi. Olabilecek en kotu sey basima gelmisti, daha kotuleri de masada otururken gelecekti. Kim kimi nereden taniyor muhabbetleriyle beraber bu acem (ikinci kiz) oyle patavatsizca seyler soyedi ki, bes masa otede oturanlar bile durumu anlayiverdiler. Burada bir aciklama da yapmak gerek. Benim de aklima geldi, onlarin bir plan yapabilecek olmalari. Bir ihtimal olarak dusunuyorum ama sanmiyorum. Yapmislarsa da dert degil, ileride Avusturya daki Turk nufusu ve kadinlar hakkinda bir post yazacagim, en fazla bu posta aciklayici eleman olacaklar.

Kisa kesmek gerek burada... Detaylar cok fazla... Bu postu kendim icin yaziyorum aslinda bu gun. Yillar gecse de hayatimin bu donemini unutmak istemem. Hele o gunu. Dort yil once 1 Nisan da gelmistim ilk defa bu sehre ve 31 mart ta da veda etmem gerekti. Iyi kotu yasanan her seyin yaninda, iki defa gercekten cok hoslandigim, farkli sekilde sevdigim kizlar oldu. Onlari da ayni masada ugurlamam gerekti. Arkamdan neler konusuldu, beni nasil tanidilar bilmiyorum ama ben kendi sartlarim icinde her bakimdan bu sehirde cok buyuk isler basardim. Ama esrarkes ve serseri olarak bilinerek, o kizlarin onunde bu sekilde kotu duruma dusmus olarak bu sehri terk etmeyi hic hak etmiyorum. Ki boyle olmamaliydi. Ama cok yorulmustum ve dogal kokainim bitmisti. Birkac haftadir da yeni isim evim derken ancak kendimi tekrar toparlayabiliyorum. Cok duzeysiz bir edebiyatla yazilmis bir yazi oldu ama ilerleyen gunlerde duzelecektir. Israrla okuyunuz