(Banksy, gunumuzun belki de en meshur grafiti sanatcilarindandir kendisi, her ne kadar kimligi bilinmese de. Eserleri muthis paralar etmektedir. Sansiniz varsa bir aksam sizin evinize de birseyler karalar, sabah kalktiginizda da zengin birisi olmussunuzdur)Bomb it den devam edelim...Sokaklarin yapisi ve dekorasyonu, binalari tasarlayan mimarlar ve kapitalist sisteme ait isyerleri ve onlarin reklamlari tarafindan belirlenirken, buna alternatif olarak ne sekilde cozumler uretilebilir acaba? Bir mimarlik ogrencisi yada bir mimar olsaydim bu konuya ne sekilde perspektif gelistirebilirdim ki?
Her ne kadar mimarlik sadece ev yapmakla ilgilenmeyip, sosyal alanlarin yaratilma surecleri, insanlarin bulunduklari yapi ile etkilesimlerini de hesaba katarak faaliyetler gerceklestirse de, bu falliyetler genellikle yapiyi yaptiran kisinin istek ve amaclari dogrultusunda ilerlemektedir. Evi, alisveris yada is merkezini yaptiran kisi sizseniz, sizin begenileriniz yada amaclariniz burada on plana cikacaktir.
Bu konuya alternatif bazi tasarimlar yada uygulamalar da soz konusudur. Viyana da bulunan Hunderthaus bu duruma bir ornek olabilir sanirim. Bir apartmanda ortak kullanim alanlarinin bulunmasi bu konuda en basit ornektir. Her apartmanin kendi lokali, camasirhanesi, cocuklar icin oyun salonu bulunmasi gibi ornekler verilebilir. Ornegin altmis kisilik bir apartmandan bahsediyoruz ve nicin bu insanlar aksamlari evlerine kapanmak yerine kendilerine ait ortak bir lokalde, ki bu lakoalin bir isleteni bulunmayacak, toplanip vakit gecirmesinler? Yada her evde bir camasir makinasinin bulunmasi yerine ortak bir camasirhaneleri olsa?
Bu belki cok komunistce yada idealistce pembe dusunceler zinciri olarak dusunulebilir fakat bence bu daha cok toplumun kulturel yapisi ile ilgili bir durumdur. Turkiye deki insanlara kizlar ve erkeklerin beraberce kaldigi bir ogrenci yurdu utopiktir ama avrupa da tam tersi dusunulemiyor bile. Slav ulkelerinin insanlarina ne demeli? Bu insanlar icmeden ve parti yapmadan tek bir dakika bile geciremiyorlar, ama gayet de mutlu ve huzurlular.. Turkiye de boyle bir tasari nasil sonuclar dogurur hepimiz gayet acik ve net bir sekilde, tüm ironik yonleriyle taasavvur edebiliyoruz. Ama biz burada insanlarin birbirlerinden sorumlu olmadan, kendi ozel hayatlarinin bulundugu ortamlarin hemen icerisine ortak kullanim alanlarinin yaratilmasindan bahsediyoruz, ki bence asil insan dogasina yakin olan da budur. Zaten ilk insan topluluklari da bu sekilde bir orgutlenme icereisinde degilmiydi ki?
Eger ki binalarin sosyallestirme ve insani yonlu tasarimi konusunu bir basamak daha ilerletirsek ikinci bir soru ile de karsilasabiliriz. Insanlarin yasadigi sokak ve evlerde kendilerine ait izler birakabilme serbestligi, yada bu haklarini kullanabilmesi icin yaratilmis serbest alanlar. Aslinda anneninizin danteller orup evin butun acikta kalan yerlerini ortmesi yada babanin ikea dan tahtalari alip, bunlari birlestirip masa sandallye ihtiyaclarini karsilamasi buna ornek olarak gosterilebilir. Bunun yaninda evin dis kisminin tasarimi da size ait olmasi gerekir. Ama bu sinirli eylemlerin sanatsal bir boyuta da tasinmasi gerekiyor. Ilk ve ortaokulda ogrendigimiz el isi yada resim dersleri her ne kadar bizi sanat yapabilmenin iyi cumhuriyet bayrami resmi cizebilmekten gectigi yanlisina suruklese de, bu fikirden insanlari hizla uzaklastirmamiz gerekmektedir. Bunu yapmanin digger bir yolu da belki evlerin standart olmayan ama icinde oturanlarin da kendilerini ifade etme kapasiteleriyle ozellesebilecek bir sekilde, yari sonlandirilmis olarak uretilmesi olabilir mi acaba? Aslinda hepimiz bir sekilde sanatci olma kapasitesi tasiyoruz. Yada soyle soylemek gerekire, hepimiz elimizde gerekli araclarimiz oldugu surece, ki bu araclar her sey olabilir, iyi yada kotu kendimizi ifade edebiliyor, hatta olaganustu seyler yaratabiliyoruz.
Iste bize ait olan ve bizim yasadigimiz bu alanlari nicin standardize edilmis, mimarlar tarafindan en soguk sekilde tasarlanmis sekliyle kabul etmek zorunda kaliyoruz ki? Daha yasadigimiz alanlari degistirebilme kapasite ve duyarliligina sahip degilken nasil olup da hayatimizi degistirmekten bahsediyoruz? Ulkeyi yonetecegiz, aclari doyuracak, herseyi mukemmel yapacagiz...Hatta devrimler yapmak, insanligi kurtarmak istiyoruz... Cok komik bir durum aslinda..Baskalarina ait bu yasamimizi boylece kabul etmemiz gerekiyor ve onun uzerinde hicbir degisiklik yapma hakkimiz yokken bu nasil olacak, bana hem imkansiz hem de cok ironik geliyor.

