Samstag, 21. Februar 2009

Deligim gozu kara deligim, yakarim...


Kamera Obscura icin fazla bir sey yazmaya gerek yok aslinda. Herkesin bildigi, bilmeyenlerin de ufak bir google arastirmasiyla yakindan tanniyabilecegi bir duzenektir kendisi. Insanligin gelismesine katkisi, insanlarin onu ne kadar gelistirdigiyle birebir ortusuyormudur, onu ileride inceleyecegiz

"Bazi nesneler tüm degerini bir delik ile kaybederler. Ornek, balon, kadin...". Tam olarak hatirlayamasam da yaklasik bu sekilde bir sozu vardi Kurt Tucholsky'nin. Onun bu sozu soyledigi zamanlardaki Almanya'da kadina bakis ne sekildedir tam kestiremiyorum ama genel durumdan bihaber olmadigi da kesindir kendisinin. Bu sozun devamini balonun akibetiyle de baglayabilseydi keske.

Kamera Obscura ile baslar goruntulerin yakalanma zamanlari. Delik ne kadar kucukse elde edilen goruntu de o kadar keskin oluyordu. Goruntunun de ters olmasi ise ayri bir hava katiyordu bu duruma.

Bir delik bir nesneye hayat da verebiliyordu demek ki. Insanlik yeni bir donemece girip cag mi atlayacakti yoksa? COk donemecler donuldu, cok caglar atlanildi o kara kutu icad edileliberi. Kadinlar icin de uzun bir donem oldu bu ve her ne kadar hala bircok toplum icin gecerliligini korusa da, delik artik bir kusurdan cok, arti deger olarak gorulmeye basladi kadinlar icin. Kamera Obscura'ya yuzyillar once yoneltilen hayret ve merakla dolu bakislar bu sefer kadinlarin deliginden iceri bakmak olarak yonlendi. Her ne kadar kamera yonunu herkese, her seye cevirebilse de, icindeki goruntu kadinsiz olamadi. Bazilari sadece deligi, bazilari deligin isleyisini bazilari da kadinin kendisini kullanmak istedi. Iki delik karsi karsiya kalmisti artik. Gurese benziyordu hersey. Bir delik dunyayi yutmaya calisirken, tum dunya digerinin icerisine girmek istiyordu. Artik kadinlar delikleriyle degersiz olmayip tam tersine sadece bir delikten ibaret olmaya basliyordu.

Sanat akimlari bile plastik uzerinden kendine mecralar ararken, Andy Warhol cikip ben Plastikten bir insanim derken, Balonun bile yama yapilabildigi yada patlak halinin bile deger tasidigi zamanlar gelmisti. Yada kocaman balonlar yerlerini ucaklara birakmisti coktan. Ama Cogunluk toplumlarda delik-deger durumu hala gecerliligini koruyordu ve orada da ne hikmetse tapinmak amaciyla kullaniliyordu. Butun ahlaki degerler bu delik uzerinden yargilanirken deligin ikinci en buyuk islevi de diger deligi bir sekilde, ozellikle de Kamera Obscura nin deligi araciligiyla gozetlemek oluyordu.

Yeni sektorler ve terimler de dogdu pornografi ve porno filmler gibi. Reklamcilik diye yepyeni bir sektor kuruldu, bir teoriyi dogrulamak amaciyla. Bu Teori diyordu ki "bu kadinlar ne dese kocalari yapiyor, bu kadinlar herkese soyunarak hitap etse erkekler kopek gibi bunlarin her dedigini yapacaktir". Teori tutmus olacak ki reklamcilik sektoru gucunu ve degerini durmadan arttiriyor. Daha sonra goruyorduk ki, erkekler yari ciplak kadinlar olmadan sarki soyleyemiyorlar yada kadin goruntusu olmadan sarki dinlemeyi beceremiyordu. Kadin artik her goruntunun icine girmeyi basarmisti. Fizik kurallari bile bu baskiya dayanamayip degismis, isigin dalgaboylarindan en uzun boylusu kadinlara ayrilmisti. Newton un prizmasi bile isigi renklerine ayirirken prizmanin uzerinde kadin dans etmeye basliyordu.

Bu duruma karsi ilk karsi saldiri Pink floyd dan "dark side of the moon" albumu ile gelmistir. Bu konsept album insan gunumuzde olusturdugu degerler konusuna elestiriler getirir. Bundan daha da onemlisi de bu albumun oz Buyucusu hikayesini birebir islemesidir. Uzerinde ciddi deliller bulunan, gercek degilse de tesadufun de bokunu cikartmissiniz dedirten bu durum bize yesil isigi yakalatacaktir. Bu masalda Dorothy'nin yolculugu anlatilir. Kendisine de dort arkadasi arkadaslik eder yolculuk boyunca. Toto onun biricik kopegidir. Bir korkuluk vardir ki kendisine beyin arar. Teneke adamin ise kalbi yoktur ve onun pesindedir. Aslanin derdi de kendisine cesaret bulmaktir. Cok da asikardir aslinda bunlar ne ifade eder ataerkil bir toplum icin. Dorothy ise bir hortuma kapilmis gider de gider.

Donnerstag, 19. Februar 2009

Okuzum Torbadan Dustu



"Dunya okuzun boynuzu uzerinde durur" dermis ve boyle inanirmis eski insanlar. Bu deyisin dunya evren iliskisini aciklamaktan ziyade,okuzun hayattaki onemine dikkat cekmek uzere soylendigini, daha onceleri dunya donuyor demis insanlarin akibetine bakarak rahatlikla anlayabiliyoruz. Zaten dünyanin konumu ciftciye hasat zamanini bildirmekten ziyade hicbir ise yaramazken, "bir cift okuz yeter mi aha Mehmet Emmi" sorusuyla okuzun hayatimizdaki yeri daha farkli bir sekilde anlatiliyordu. Bu boyle daha ne kadar gidebilirdi peki?

Gelisen teknoloji ile okuzler de yedek oyuncu olmaya basliyor, dunya bile okuzun uzerinde durmaktan var gecip, "ben kendi basima da dururum arkadas" diyerek okuzu azad ediyordu. Dunya yi tasima isi elinden alinan okuz, yesil cayirlara "artik tum gollerim ciftciler icin" diyerek geri donuyordu. Artik okuz icin izdirap dolu gunler basliyordu. Efsane olamayan bir hic, kocayan kurt kopeklerin maskarasi olurdu. Ilk darbe James Watt tan geliyordu. Su kutsal hayvana karsi sunulan tek alternatif su ve atesle calistirilan, o gotu kalkmis dunya yi birkac yuzyil icerisinde inim inim inletecek dumani suursuzca sican, demirden yapilma bir makinaydi. Hadi bu makinayi yaptiniz, bari gucunu de saygidan dolayi okuz gucu olarak literature gecirseydiiniz. Tokatlar ard arda geliyor, at bile bu durumdan kendine pay cikarabilirken, okuz agir bir nevroz geciriyordu. Insanlar bu kesfettikleri makina gucunu ne yapsak da hayatimiza daha cok soksak derken akillinin teki cikip "bu makinanin ilerleyebilenini de yaparsak birak okuzu, at a bile ihtiyac duymayiz" diyordu. Atlari da baska birisi "onlari kosturup bahis oynatalim, para kazanalaim nihaha" diyene kadar kisa sureli bir bunalima sokuyordu.

Bu durumun bunalimiyla kendini otlamaya veren okuz, artik suursuz gozlerle ortaliga bakinan, hayati bosvermis, birakin sahibinin sadece soyledigini, soylemedigini bile dinleyen bir hayvan oluvermisti. Insanlar hayatlarina girmeye baslayan bu tasitlardan kah canavar diye kacar, kah onlari oldurmeye calisir yada taslar, kah dunyanin sonu geldi diyerek kendini dunyevi islerden alikoyarken, o olanlari sadece izlemekle yetiniyordu. O tum bu olanlari gozlüyor, onunden gecen bu demir yiginlarini yakindan tanimaya calisiyor, hayat ve dunya ya dair belki insanlarin isine tekrar yarayabilir, hatta tekrar bir fenomen olabilmek kaygisiyle, yeni teori ve dusunceler gelistiriyordu. Her ne kadar insanlarin olaylari onun kadar sogukkanli karsilama becerileri gelismemis olsa da, insanlar rahatlarina duskun varliklardi. Ilk gorduklerinde bu tasitlara karsi cok agir tepkiler veren bu insanlar, kisa bir sure sonra bu canavarlarini surmeyi yada onlar tarafindan tasinmayi hayatlarinin merkezine yerlestiriyordu. Insanoglunun erkek cinsi bu canavarlara sahip olarak guclu oldularina, kadin cinsi de bu erkeklere sahip olarak daha iyi orgazm olduklarina inanmaya baslamisti bile. Okuzun kafasi daha da karismaya baslamisti, zira bu gune kadar o insanlar ile hayvanlarin sex iliskilerine sahit olmustu ama kendisinin bir afrodizyak potansiyeli tasiyabilecegini hic dusunmemisti. Is isten gecmisti artik...

Okuzun icinde bulundugu bu durum insanlara ilham vermekten baska herhangi bir fayda yaratamamisti maalesef. Her ne kadar toplumlar kadinlari mal olarak gorme egilimi tasisa da, bu toplumun disi bireyleri de her halukarda erkeklerden belli beklentilere sahipti. Dogurabilen buyukbas hayvanlara sahip olmanin yontemleri bilinirken doguramayan demir e sahip olmak bir sorun teskil ediyordu. Makinalarin da tek bir yontemi vardi dogurmak icin. Onlar onlar uremek icin paraya ihtiyac duyarlardi ve insanlarin da bundan bolca sahip olmasi gerekiyordu. Kiyaslama artik cok basitti. Eger bu makinaya sahip degilseniz okuze muhtacsinizdir. Okuze muhtac kalacak bir erkegin de okuzden farki yoktur aslinda. Bu dusunce nedense kadinlar arasinda cok benimsedi ve hatta bircoklari icin bir yasam felsefelesi olarak kabul edildi.

Mizah anlayislari cok geliskin bu insanoglu icin okuz tam bir kurtarici olmustu artik. Her ne kadar insaoglu once kavramlari yaratip, sonra duygularini bu kavramlara uydurmaya merakli yaratiklar olsa da , bu kez mizah i baska yonde kullanmak istiyordu. Insanlar artik baskalarinin davranislarini karsilastiklari yetersiz, yada egreti durumlar uzerinden kiyaslayip, bu sekilde davranis gosterenleri asagilayarak gulmek istiyordu. Yapilan da kisaca, bu cesit insanlara kiyaslama elemanlariyla adlandirmakti. Ekonomik arti deger yaratma kabiliyeti elinden alinan okuz, daha once kendisini evcillestirmis olan bu varliklar tarafindan asagilaniyordu artik. Okuz kendisine cok cok onceleri farkli bir yol cizebilirken ortak yasam, dayanisma gibi beklentiler yuzunden ortaklik kurdugu varliklar tarafindan simdi yuzustu birakiliyordu. Artik sona ermisti insanlar ile okuzun ortakligi. Insanoglu kendisine teknolojiyi bulmustu ortak olarak. Daha iyi yasatacakti insanlari teknoloji ve insanlar da hayati daha sorunsuz yasayip, daha guvende ve daha mutlu olacaklardi.

Simdi artik dunya donuyor, atomun etrafindaki elektronlar gibi. Insanoglu yuzyilllar sonra kendisine ne tur eglencelik ve yasamsal araclar bulur, bilinmiyor tabi. Teknoloji de duser mi acaba okuzun dustugu duruma? Yada insanlar gulmek isteyecekler mi cok sonralari? Ya da bu uzerinden gitmekte israr edilen yol? Bakip seyretmek yetmez mi bazen hayati?

Freitag, 13. Februar 2009

Don Quote vs DegirMan


Yel degirmenleri ile ilgili bildigimiz en onemli sey, don kisot delisinin onlarla savasmaya kalktigidir. Bir de bunlar Hollanda nin simgesidir. Sevdigim bir kahramandir kendisi. (Sancho Panza ayarinda degilim merak etmeyin, sadece sempatim var adama). Don Kisot'un tum bu yasamisliklarina, hedeflerine ve fedakarliklarina ragmen varliginin sadece bu yel degirmeni hadisesine indirgenmesi benim canimi sikiyor. Bu hem Don Kisot hem de yel degirmenleri acisindan vahim bir durum. Gerci yel degirmenleri bu popuparitesini biraz da Don Kisot'a borcludur. Don Kisot un durumu daha vahim cunku o da popularitesini insalarin deliliklerini anlatmak istemesine borclu. Yazik degil mi adama? O ki tum kotuluklere karsi savasmak istedi, canini ortaya koydu. Bu mudur cikardiginiz sonuc?...Yaziklar olsun...Simdi oradan "kalk gel mudur, Dulcinea'ya lavugun teki ayar veriyor" dese bir dakika dusunmem kalkar giderim. Cok Yasa Don Kisot.

Karisik Tost


Karisik tost bence cok kullanisli bir tamlamadir, hayatta bir cok seyi tanimlamak icin. Hayatla ilgili bircok kavramin futbol oyununa benzetilmesi gibi bu karisik tost hadisesi de bircok seyi aciklamada yardimci eleman olarak kullanilabilmelidir. Bir seyi hem karistirmissinizdir, hem de onu preslemis. Mesela korkmak...korkmak bir karisik tost gibidir, once ayaklarin birbirine dolanir, sonra da kafani yorganin altina sokmak istersin..Meselaa...Ciplaklik...Ciplaklik karisik tost gibidir. Icinde mutlaka kasar olmalidir yoksa toplum baskisi icine kasari kendisi koyar...Mesela...Sevmek bir karisik tosta benzer. Tekduzelige ve sadakatsizlige tahammulu yoktur. Mesela...Darilmak bir karisik tosta benzer. Icine ne kadar malzeme koyarsan karsi tarafi barismaya o kadar cabuk ikna edersin...Bu boyle sacmalamaktan bikana kadar surup gider.

Bir Varmis Bir Yokmus


Kagit mendil ve camasir makinasindan once bez mendil ve legende el ile camasir yikamak vardi. Bu benim icin aslinda tanimidir, doksanli yillardan sonra cocuk olanlar ve daha onceki donemlerde doganlar arasinda. Belki cogumuzun annesi bu sekilde buyuttu bizi, elimize bir yagli ekmek tutusturup sokaga salarak, kendisi sumuklu mendilleri eli ile yikarken. Annemizden dinledigimiz tek masal da zaten bu olabilirdi, annecigin izdirabi. Bu maalesef herkesin sorunuydu, ozellikle de cok kardesle buyuyen kimselerin. Soruluyor bazen burada bana, annemin bana hangi masallari anlattigi. Benim annem ninni soylerdi masal anlatmaktan ziyade, ki ben bir an once uyuyayim, o da isine devamedebilsin. Simdiki cocuklarin en buyuk sansidir belki de annelerinin kendilerine zaman ayirabilmesi. Benim gozlemledigim ve kendimden bildigim ve cogu kisiden de duydugum su ki, uc dort yasina gelmis simdiki zamanin cocuklari inanilmaz sosyal yetenekler gelistirmis oluyorlar. Bu cocuklarin zekalari bir nesilde sicrama yapamayacagina gore bence burada tek suclu bu sumuklu mendillerdir.

Arsch und Bescher Schaschar


Küllük bosaltmak sevdigim eylemlerden biridir. Sigara icme bir ritueldir benim icin, kendime ait bir ortamda derin dusuncelere dalip sigaralarimi pesi sira icmissem eger. Sanki cope atmiyorum da, ganj nehrine birakiyorum bu kulleri. Tabii ki de aglamiyorum bu izmaritlerin arkasindan ama suursuzda da arkalarindan "les gibi kokuyorsunuz, beter olun" diyerek soylenmiyorum. Sadece boyle bir eylemde duygusal bir durumda olmam benzetilebilir aslinda, kulleri nehre savuran o insanlarla. Ama olsun, sanki butun o yasanan guzel yada kotu zamani sigara ile iyilestirip, geriye kalan son parcalari da baska bir yone savuruyorm...

Kasik Kasik Some More Kavun


Tahta kasik ile metal kasik arasindaki fark karpuz ile kavun arasindaki farka benzer biraz. Karpuz yaz sicaginin dalgaakirani gibidir, her turlu, ve ozellikle de tam yagli trakya peyniriyle yenilir, ki o zamanki etkisi ferrari motoru takilmis kartal a benzer. Kavun ise meze gibidir aslinda, tatlandirici, suyleyici bir hali vardir daha cok. Hep en guzel tadin pesindesinizdir kavun yerken, her ne kadar durum raki sofrasinda orgazma ulasma amacina yonelse de. Kadinla erkek gibidirler belki de. Karpuz bir ihtiyaca cevap olurken kavun susler her seyi, guzellestirir. Narindir de kavun ayrica, icindeki cekirdekleri bile bir kolye ye yada bir ince el isine benzer. Karpuz ise kocaman ve basittir ve icindeki cekirdekler hem goruntu olarak, hem de dagilim acisindan tipki bir erkegin killari gibidir. Kasiklar da boyledir aslinda.. Biri sadece is gormek amaciyla tahtadan yontulmustur. Digeri ise, ki ben burada o satafatli zamanlarin, aristokratik evlerin mutfaklarindakilerden bahsediyorum, daha cok gosterise hizmet eder. Sofralarin susu, zerafetin temsilcisi ve gosterisin semboludur, bir tahta kasigin evin diregi olmasinin aksine.

Freitag, 6. Februar 2009

Yediden yetmise, seksen ve eksen

Sahip olunan degerler her zaman sizi de bir yerlere getiriyor yada sizi konumunuzdan edebiliyor. Kisi icinde bulundugu durumu kolay kolay farkedemese de sartlarin zorlasmasi her seyi daha da anlasilabiliri kiliyor.

gercek bir arkadasligin bedeli her zaman dusunulenden fazladir ve bu arkadaslik cok emek gerektirir. Her iki tarafin da buna hazir olmasi ve bunu gercekten istemesi gerekir. Ama bireyselligin on plana ciktigi toplumlarda gecerli olan daha cok sizin bir sekilde hayatta kalabilmenizdir ve diger insanlar sizin gozunuzde bir basamak olmaktan baska bir sey ifade etmeyecektir. Insanlar yavas yavs kaybediyor beraber, ortak birseyler yaparak buyume fikrini. Malesef insanin once duskun olmasi gerekiyor, arkadasliklarin ve iliskilerin degerini anlayabilmesi icin.

Sevgi , empati ve dayanisma gibi kavramlarin eksik olarak tanimlandigi toplumlarda bu yuzden tutunabilmek daha da zor oluyor. Her ne kadar onlar bir aksamlik iliskileri iclerine sindirebilmis olsalar da siz bir erkek olsaniz bile bunu sindirmeniz kolay olmuyor. Yada insanlarin bencillikleri sizin hayata karsi tum ilgi ve onu tum toplumlar icin degistirme hevesinizi yok edebiliyor. Seveceginiz yada sevileceginiz insanlar ararken sevgiden ziyade gunluk faydalarin one cikmasi caninizi bazen cok sikabiliyor. Ama buna artik alismaniz gerekiyor. Yeni dunya duzeni ve her turlu davranisin ekseni de artik budur.

Yalniz insan merdivendir

Kadinlar hep anlasilmaz varliklar olarak tanimlanir. Bazi kisilerce ise kadinlarin aslinda cok basit oldugu vurgulanir. Bence durum kadinlarin anlasilmasindan ziyade onlarin bulundugu durum itibariyle degerlendirilmesidir. Yirmili yaslarindaki guzel kadinlar icin her sey gayet yerinde ve guzeldir. Onlar her zaman ilgi odagidir ve beklentileri durum ve sartlara gore sekillenir. Her ne kadar kadinlarin cok ciddi dusundug kanisi hakim olsada bence kadinlar bu yaslarda genellikle hayati yasamayi secerler. Dort bir taraftan gelen bu ilgi onlarin detaylarla ilgilenmesini engeller. En iyi erkegi bulma konusundaki saplantilari ve kafalarindaki ideal erkek tanimlamasi onlari deneme yanilma ile insanlari daha yakindan tanima yada tolerans gosterme egilimlerinden uzaklastirir. En guclu erkegui arayabilirler fakar en guclu tanimini onlar da tam olarak kafalarinda kuramamislardir. O yuzden onlarin begendigi bir erkek olmasi durumunda sizin onlarin ilgi alanina girmeniz imkansizdir. Siz sadece bir yedek olarak kalacaksiniz ve kenarda zor durumlar icin bekletileceksinizdir. Bu aslinda suna benzer. Kadinlar hep en cool erkegi ararlar fakat kendilerinin ne kadar cool olduklarindan habersizdirler yada cool olmanin gercekten ne anlama geldigini bilmezler. Bence kadin erkek iliskilerinin en buyuk sorunu budur. Her ne kadar kadin bir erkege gore cok daha iyi hislere sahip olsada, bir insani degerlendirmeyi iyi bilse de karsisindaki erkege toleransi bir erkegin kadina olandan daha azdir.

Ama durum genelde tersine donuyor ne zaman bir kadin erkekler tarafindan daha az cekici bulunmaya baslafigi anda. Aslinda cok zordur, ciddi bir iliski icin dogru bir insani bulmak ve bu da gercekten buyuk bir zahmeti gerektirir. Insanin hayatina bircok insan girip cikmis olabilir fakat cogu da degersizdir ne zaman siz otuz yasinizdan sonra yalniz kalmissaniz. Ama benim gordugum malesef budur. Kadinlar otuzlu yaslarina kadar bu ilgi merkezi olma durumunu hor kullaniyor, karsisina cikan ve ilk bakista cok da guclu olmayan insanlara tolerans gostermiyor. Hayatinin sonraki donemi de malesef sadece uzuntu ve stres oluyor. Bu benim bircok kadinda gordugum durum. Bence bu cok onemlidir bir insan size ilgi duydugu vakit. Ama o zamanlar o insani gormemezlikten gelip aradan bes yil gectikten sonra ben seni cok severdim diyerek kandirmaya calismak daha da kotudur. Bir kadin icin de gayet basittir bir arkadasini aramak onunla gorusmek arada hicbir beklenti olmadan. Ama kadinlar genellikle bu durumu suistimal ediyor ve diger erkekleri bir yedek olarak dusunuyor. Yazi oluyor bu sekilde bir cok baslama ihtimali olan arkadasliga yada aska. Siz bir kadini sevmis olabilirsiniz ve durum sizin ona karsi davranislarinizda rahat olamamaniza neden olabilir. Ama bu hicbir zaman sizin aptal yada ezik bir tip oldugunuzu gostermez. Ama malesef kadinlar bu durumu sadece kendi begenileri uzerinden tanimlamaya devam ediyor.

Donnerstag, 5. Februar 2009

Beslik

Bu sabah ise gitmem gerekirken isin iptal olmasindan dolayi biraz fazla uyudum. Bu hafta da yeterince para kazanamamistim ve eksiye dusuyordum. Sabah kalkar kalkmaz kendi kalemden cikarttigim bir gol daha aksamki nesemi alip goturmus, bunun yerine de "nasil cikarim bu yangindan" sorularini arttirmisti. "Dur bakayim internete is, ev, araba, insan ne bulurum da azcik umutlanirim" deyip verdim elektrigi bilgisayara. Mailime baktigimda ne goreyim, beslik cakmis, bir anda besbir one gecmisim..

Insan bir is gorusmesinden once o firmadaki insanlara onlarin milliyet ayrimciligi yaptigini, kucuk dusurucu bir durum yarattiklarini, uluslararasi bir firmaya yakismayan ve utanc verici bir harekette bulunduklarini yazar mi? Yazdim.. Cunku beni kucuk dusurmeye kalkmalarinin bir anlami yoktu ve onlarin da bilmeleri gerekiyordu, burada ezik bir salak yasamiyor. Ustelik bu is icin basvuran avusturyali bir kisi daha vardi ve is gorusmesi de gayet sacmasapan gecmisti. Ise girme beklentim "uzatma dakikalarinda iki gol atariz belki" beklentisinden de dusuk seviyede kalmisti. Tam ben hayatimi bambaska ve cok cok zor bir yone dogru hazirlarken simdi bana gel bizimle calis diyorlar.

Benim hayatim hep boyle oldu nedense. ben hep son dakika golcusu oldum. Hatta tam bir yedek golcuydum. Semih Senturk ten once ben vardim ve o futbolu biraksada ben hala yedek golculuge devam edecegim. Bu duzen birkac defa tekrarlanabilir ama bir omur boyunca da surmez ki. Suruyor ama... Ben bile kabullendim bu durumu. Artik her sey kotuye gitse bile bir son dakika golu gelecek biliyorum. Strese girmiyorum artik, korkmuyorum boyle seylerden. Sadece olasiliklar dusunmek canimi sikiyor cunku her turlu duruma karsi hazir olmak gerekir. Yine kurtardim pacayi ama tabiiki de biliyorum orada cok sikko bir hayat beni bekliyor. Artik sevinme ve uzulme duygularimi kaybettim boyle durumlar dolayisiyla cunku biliyorum ki her seyin bir negatif getirisi oluyor. Mesela hayatim cok tekduze bir yone dogru kayiyor bu her gunu aksiyonla dolu yasantimdan. Normal ortamda bile iletisim problemi yasayan bu teknik ogrenim insanlariyla teknik buroda alti ay gecirmek zorunda olacagim. Aslinda bu bir kabus olacak benim icin. Ama boyle de olmaz ki...Iki is bir arada bir de bitirme tezi...cok yipranacaktim. Ev sorunum zaten yakinda times da bile yayinlanabilirdi. Bu arada soyleyeyim, bu calisacagim firma da cidden cok buyuk ve uluslararasi bir firma. Kariyer acisindan da cv yi ucuracak bir is olsa da ben bu islerin adami olmadigim icin bende herhangi bir sevinc yaratmiyor. Benimkisi sadece son dakika atilan gol sevinci, kim kazanmis onemi yok zaten. Ama parasiz kalmayacak olmak beni sevindiriyor. Ve de tabiiki otomatik olarak bir evim olacak o sehirde ve ben kira vermeyecegim. Komik ama hayatimdaki butun olumsuz ve olumlu durumlar tersyuz oldu...Cok enteresan.

Mittwoch, 4. Februar 2009

Aslan uyur, su uyumaz, turk bakar

Her ne kadar bes post yazmaktan olusan ilk hedefime ulasmis olsam da ve hatta bu hedefi iki ile carmis bulunsam da, uzerimde suan Raul ile ayni mutluluk hissi yok. Onun Real Madrid tarihinde en cok gol atan futbolcu olma rekoruna ulasmadaki mucadele, sabir ve kararliligindan daha fazlasini gosterdigime inansam da, mutluluga ulasma konusunda onu yakalayamadigima eminim. Daha su bloga bir tane fotograf koyamadim ve ben bes on yazi yazdim diye seviniyorum. Sanki cumhuriyet gazetesinde okur mektuplarim yayinlaniyor, ki zaten benim bu blodaki durumum daha da vahim. Insan iki kes yapistir resim koyar, bir link atar, takip ettiklerim listesi olusturur, yalandan baska isimle yorum yazar ki, buraya yolu dusenler de hemen korkup kacmasin . "Aslan yattigi yerden belli olur" ve "ekmek aslanin agizinda" seklinde olan atasozlerinden hicbirsey anlamamis, aslan kelimesi agzina sadece galatasaray tezahuratlarinda yada "kadinlar nicin guclu erkek arar" konularina ornek vermek icin dusen bir bireyim ben. Bu yuzden de sizler cok normal olarak para pul konularinda yazilar okuyamayacak, goze hos gelen bir sayfayla karsi karsiya kalamayacaksiniz. Bunun yerine "cimbom nasil kodu" yada "tayyip ne yapti haci gordun mu" muhabbetlerini okuyabileceksiniz.... Yalan yalan,, Her ne kadar galatasarayli olsam da kadinlar nicin guclu erkek arar konularini orneklendirmek icin hala kanarya yi ozellikle de sari kanarya yi kullaniyorum. "Ekmek aslanin agzinda" yerine at binenin kilic kusananindir atasozune daha cok sadik kaliyorum cunku kuru ekmekle beslenecek kadar looser takilmiyorum. Ekmegimi bile kilicla keserim icab ederse, ortam uygunsa, kizlar bakiyosa filan. Ama aslan yattigi yerden belli olur arkadas. Buradaki hayvanat bahcesine bazen sirf bu aslanlari ve buyuk kedigilleri gormek icin gidiyorum. Hayatimda belki de hissettigim en derin ve somut korkuyu bu hayvanlarla gozgoze geldigimde hissediyorum, camin iki tarafindan, kafalarimizin arasinda otuz santim fark varken birbirimize bakarken. Tirsiyorum arkadas... Korkark biri de hic degilimdir belirteyim, ozellikle de bu yaziyi okuyan genc ve guzel bayan arkadaslara tekrar tekrar belirteyim..

Neyse... Eger aslan yattigi yerden belli oluyorsa ben de is bilenin kilic kusananindir diyerek gelecek hafta is ve ev aramaya tekrardan basliyorum. Bir de diplomarbeiti alirsam geriye sadece calismak kalacak. Bunun icin de buyuk soz buyuk insan, aslanlarin vede dogal olarak ormanlarin kraldan daha ziyade imparatoru Fatih Terim'den gelsin; "Aslan kuyruguyla oynamaz". Umarim bu aslanin gotu basi da oynamaz da yarim yilda bitirir su nalet yada lanet okulu.

Monopollyphonic

Birkac gundur yazamiyordum yada bisiler yazsam da internetsizlik ve zamansizliktan dolayi bloga yerlestiremiyordum. Suan yeni ve gecici olan evime aksamki birali monopl oyunlu baslangicle gecmis bulunuyorum. Uzun zamandir tek basina yasamak diye bir durumdan bihaber yasiyordum. Kendimi suan aksiyon filmlerindeki buyuk gorevi basarmis kahramanlar gibi hissediyorum. Suan ucaktayim ve dunyayi kurtarmis olmanin marur sevinciyle doluyum ve elimde viski kadehi normal bir hayata dogru ucuyorum. Gerci bir ay icerisinde dunyayi baska bir beladan kurtarmam icin tekrar benden "bu isi senden baskasi halledemez, en iyi adamimiz sensin" diyerek yardim isteyecekler, ben de "artik cocuklarimla ilgilenmek, sakin bir hayat yasamak istiyorum" diyerek bu teklifi reddedecegim. Ama onlar bana bu is halledilmezse mahvolacak insanliktan ve olecek insanlardan bahsedecek, bana "insanlik oldu mu lan kardes" diye soracak, ben de "hayir ben olmeden insanlik da olmez, ama bu insanlik da biraz gotune basina sahip ciksin yoksa bu son, haberiniz olsun" diyerek gorevi kabul edecegim.

Aksam hayatimda ilk defa monopoly oynadim. Oyunu uc Alman arkadasimla beraber oynamaya calistim zira oyunun buyuk kismi onlarin bana oyunu aciklamalariyla gecti. Turkiye den edindigim "cakal tefecilik" konusundaki engin bilgim sayesinde ucunu birden iflas ettirdim. Almanlarin "hepsini alalim, isletelim, para kazanalim" desturlu monopol yaklasimina karsilik "elime duserseniz yakarim alayinizi, kroyum ama para bende" konseptimle oynadigim oyun yuzdeyuz basari sagladi. Ikili kumpas, karsilikli fiyat yukseltme gibi numaralar islemez bize arkadas. Parayi kontrol edemeden monopol olmaya calisan arkadaslar aldiklari evleri iki saatte geri vermek durumunda kalarak benim ev konusundaki psikolojimi yakindan tanima sansina sahip oldular.

Beni gecen hafta evinden kovan eski kiz arkadasima iki gun once bir cep telefonu aldik. Bu belki de ona karsi yerine getirdigim son gorevim oldu. Bu sehrin insani olmasina ragmen bu sehre hala cok yabanci ve ona birakin benim gibi sehrin underdog uzmani bir erkegin, herhangi bir bilmem ne abla kilikli kose yazarlarinin yardimi bile bazen cok elzem gorunuyor. Insanlar burada birbirlerine o kadar cok guveniyor ki, bir saticinin, yada daha dogru tanimlamayla satis danismaninin sozleri onlar icin en degerli sey oluyor. Arkadasim ise bir alisveriste yapilacak her turlu kar icin vakit kaybetmeye cok cok razi. Tipik bir alman ekolu diyebiliriz aslinda. Ikinci el bir cep telefonu almak istiyor, her zaman eski seylere olan sevgisinden dolayi. Ona anlatmak da zor tabi eski hostur guzeldir de, konu teknoloji yada elektronik esyalar oldugunda duruma daha farkli yaklasmak gerektigini. Telefonu suan evinde kaldigim arkadasimin dukkanindan aldik. Arkadasima daha once soylemistim alis fiyatinin da altinda bir fiyat soylemesi icin zira belli bir kismini ben tamamlayacaktim. Hayir islemek yada sirinlik yapmak gibi bir niyetim yoktu ama onun kendisinin da ne kadar sacma dusunceleri olabilecegini biliyordum ve nitekim o dusuncelerden kendisinde cokca bulunuyormus. Radyolu olacakti, oyle olacakti, boyle olacakti derken onun dusundugu fiyata o ozelliklerde bir telefon birakin arkadasimin dukkanini, dunya uzerinde dahi bulunamayacakti. Daha sonra da sorun yine benim uzerime kalacakti. Zaten ona karsi para konusunda comertimdir, evinde bu kadar kaldigimdan ve bana yaptigi iyiliklerden dolayi. Bu isten en zararli cikan kisi ben olmama ragmen en azindan bir sorundan kurtulmus oldum ve kendimi de bos gezenin kalfasi olarak lanse etmekten ziyade gercekten ise yarayan ve insanlar icin faydali isler yapan bir kisi olarak gosterdim. Bu biraz my name ist earl dizisindeki duruma benzese de insanin kendini rahatlatmak icin bazen sacmalamasi da gerekiyor.

Bagimsiz Degisken

Digerlerine gore daha sonuk gecen birkac gunun ardindan her ne kadar yazmak istesem de eskisi kadar kolay olmuyor bunu becermek. Aslinda eskisi kadar demek de yanlis cunku burada yazmaya baslamamin da eskilere dayanan bir tarihi yok. Sorun aslinda yazmaya karsi bir istegimin olmamasina ragmen bunun beni bu bosluktan cikartacak tek cozum olarak dusunmem. Gundelik olaylarin her zaman yazilmaya deger komik yanlari vardir fakat bunlari komik olarak degerlendirecek psikolojiye de ihtiyac duyuyor insan. Her zaman komik olaylarla karsilasmiyoruz ama bunlari en azindan eglenceli olarak degerlendirebilmek gerekir ki mutlu olmaya deger bisiler bulalim hayatta. "Hazir lafa gulmekten baska bir ise yaramiyor" denirdi bazen bazi arkadaslar her lafa olur olmaz gulguklerinde. Ben de hicbir zaman hazir laf gulucusu olmak istemezdim. Isterim ki komik ve ilginc bisiler soyleyeyim de insanlar gulsun. Ama ilginc seyler aslinda hep var ve bunlar daha cok kendi hayatimizin icinde. Siz kendi hayatinizi ilginc bulmadiginiz surece soyleyecek ilginc sozleriniz de olmuyor. Belki de onemli bir huyumuz bu yuzden de budur bu kadar mizaha ve eglenceye duskun olmamiz. Kendinizdeki ilginclikleri ortaya cikartmadiginiz surece hazir besinlerle beslenmeye basliyorsunuz ve bu beslenme de maalesef sizi tembellestiriyor. Bu bagimlilik arttikca da kendinizi daha degersiz ve hic de ilginc olmayan bir insan olarak gormeye basliyorsunuz. Kisilik problemleri de arkasindan gelmeye devam edecektir tabiiki.

Montag, 2. Februar 2009

Ev Durumlari

Suan icin barinma sorunumu kisa sureli de olsa halletmis bulunuyorum. Zeten insanin yatacak bir yatagi oldugu ve sokaklarda dolasmak zorunda olmadigi zaman ev sorunu da kalmamis demektir. Suan Turkiye den birkac arkadasimla ayni evde kaliyorum. Ozlemisim aramizdaki bu sinirsiz paylasimciligimizi. Bu davranislardaki karsilikli rahatligi, konusmalardaki mesafesizligi bazen unutuyorum burada. Tekrar hatirlamak guzel oldu bunlari. Bunlar biraz da insana ozunu hatirlatiyor, burada toplumla uzlasmaya calisirken buraya uymadigi icin gozardi etmek zorunda oldugun gercekler. Hicbir zaman ozumu inkar eden yada ondan utanan biri olmadigim gibi hicbir zamanda bunu olabilecek en mukemmeli olarak gorup boburlenme gibi duygulara da sahip olmadim. Farkli bir toplumda farkli bir kulturun icinde bulunuyoruz ve her iki taraf icin de sartlara ve zamana gore ortak bir davranis bicimi bulunmasi gerektiginden yanayim. Buradaki neredeyse bircok turkun dustugu kultur sovenizminin icinde kalybolmak istemem. Dogrusu ve guzeli neyse o olsun derim. O yuzden de ozledigim duygulari buradan aramaktan ziyade onlari tekrar yasamak icin Tukiye ye ziyarete giderim. Turkiye den arkadaslarimla bu sekilde vakit gecirmem de etkili bir cozum olabiliyor.

Futurustik Teoriler #1

Evrim aldatmacasi diye karsi saldiri yapilmisti tum bilimsel calismalari curutmek icin. Insan maymun soyundan gelemezdi ve insanin bir yaraticisi bulunmak zorundaydi. Yaratilmak dusuncesi insan icin belki de en onemli emniyet subabiydi, onu acizlik sendromuna yakalanmaktan kurtaran. Kabul edilebilir tek bir yonu yoktu bu dusuncenin cunku dusunebilen bir varlik hayvan gibi dusunemeyen canlilarla ayni kefeye konulamazdi. Bu yasami baska turlu aciklamanin da bir yolu yoktu onu yaratici kavramindan bagimsiz olarak dusunerek. Ilerleyen yuzyillarda bu var olma konusuna daha somut bir yaklasim bulunamadigi surece herseyi yaratici uzerinden tanimlamaya devam edecektir insanoglu. Yada en azindan insanin yaraticisi ile olan iliskisi degerlendirilebilir tekrardan. Madem evren bu kadar buyuk ve inanilmazdi, nicin insanoglu gibi aciz yaratiklar bunun merkezinde bulunuyordu ki? Nicin evrende geri kalan her sey bu insanlara hizmet etmek zorundaydi ki? Bu sonsuz boslugu baska turlu somutlandiramadan insanoglunun gelismislikte cok ileri bir safhada oldugunu iddia edemeyiz. Suanki bilinclenme duzeyi varliklari belirli sistematige gore siniflandirmak ve onlara insanogluna hizmeti uzerinden degerler bicmek uzerinde kurulu. Peki nasil yeni bir bakis acisi kazandirabilir insana, hayatin dunyada bulunmak ve bu isleyen sistemde belirli bir duzen devam ettirici parca olarak varolmak uzere kurulu olabilecegi dusuncesi uzerinden? Bu bakis acisi da dogru olamayacktir kesinlikle ama suanki din kavrayislarina en kokten alternatif sunabilme potansiyeline sahiptir. Insan kendisini merkez olmaktan cikarttiginda tum bu dini ve ahlaki diuzenlemelerin dehayatimizdaki yeri ne olacaktir acaba? "Insan da bu duzenin, evrenin isleyisinde bir koledir ve yaratici oncelikle bu sistemin isleyisi ile ilgilenmektedir" denilebilir belki bu baskisacisina ilk giris cumlesi olarak. Belki insanlar bu sitemde cok daha aktif olduklarini dusunup odullerden daha cok pay almak isteyebilir ama bu kadar kucuk bir varlik evrende bir hicken, ona verilecek oduller de bir hic olacaktir. Bu bakis acisi ile belki insanoglunun gelisim, ilerleme, toplumun ahlaki ve ekonomik yapilanmalari ile ilgili temel kavrayislari kokten sarsilip cok daha farkli bir tarafa yönelebilirler.Mutsuzluk ve umutsuzluk tum toplumlarda bir sendrom haline gelmeden, dunyanin fiziksel anlamda yipranmasina cok da fazla izin vermeden insanlarin acilen baska turlu dunya ve din kavrayislarini gelistirmeleri gerekiyor. Bu sekilde devam etmekte israr ettigi surece insanlar, var olan yaralarini derinlestirmekten oteye gecemeyecektir. Ilerleyen zamanda caresizlik ve koseye sikismislik hissi insanlarda daha de derinlesip, korkular daha da somut seyler uzerinde yogunlastiginda suan en temel mutluluk yaratici olarak sunulan ekonomik gelismislik ve teknoloji de caresiz kalacaktir. Zorlasan hayat sartlari insanlarin bir taraftan dine daha siki sarilmasini saglayacakken, diger taraftan ahlak kavrayislarinin toptan yikilip, hayatta kalma savasini hakli cikratir sekilde tekrar yazilacagi sekilde olacaktir. Din belki artik hayati anlatmaktan ziyade insanlara siginma alani ve hiclik duygusundan kurtulma sansi tanirken ahlaksal cozulme de onlarin hayatta kalmaya yada tuketim kulturu ile kendilerine sunulan placebolardan daha cok faydalanmaya yonelik hamlelerini mesrulastiracaktir.

Anani da al git, anani da anani da

Guclu olani tanimlamak istedigimizde genellikle buyuk bir yanlisa dustugumuzu dusunuyorum. Yada sozluge ciddi bir sekilde bakip arastirma yapmak gerekiyoru bu konuda. Cunku kendimizi guclu yada buyuk olarak tanimlamak istedigimizde bunu hangi kriterlere gore yaptigimizi belirtmemiz gerekiyor. Guclu olmayi sadece kas gucune, yada cok paraya sahip olmaya, yada cok fazla destek verebilecek insan veya buyuk bir nufuzun olmasin indirgeyemeyecegimizi dusunuyorum. Yada en dogrusu soyle olabilir...Bu yukarida saydigimiz somut degerleri akli ile yonetebilmeyi beceren, goreceli gucluluk durumlarini kendi lehine cevirebilen kisi yada kurumlar gucluden her zaman biraz daha gucludur.

Bu guc tanimiyla beraber guclulugun hakliligi da bence onemli bir nokta oluyor. Siz biraz guclu oldugunuz noktalari on plana cikartip, bunu yonetebildiginiz surece guclusunuzdur. Ornegin paranin gecerli olmadigi bir sistemde siz guclu de degilsinizdir ve bu yuzden gecerli bir sistemin devamindan yana olmaniz gerekir. Hatta daha da ileriye giderek kendinizi bu sistem uzerinden mesrulastirmaniz gerekir. Bu mesru sisteme ait ortak bir dilin bulunmasiyla son seklini alir. Simdi dediklerimi asagida orneklendirdigimde beni biraz daha iyi anlayabilirsiniz.

Ornegin bir firmada calisiyorsunuz. Ust pozisyonlardaki insanlarin ne kadar calip cirptiklarini iyi biliyorsunuz. Bunu da bir mektupla patronunuza anlatip, digerleri hakkinda alanen bunlar hirsizdir diyorsunuz. Olacak olan sudur... Ust pozisyondaki bu insanlar yaptiklarini kagit uzerinde ve kafalarinda zaten mesrulastirmislardir. Hatta onlarin o pozisyonlara yukselmeleri onlarin bu mesrulastirma duzenini cok daha iyi kavramalari ve o sisteme entegre olmayi becerebilmelerinden dolayidir. Basiniza gelecek olan sudur. Patron dahil herkesin bildigi ve hepsinin de mutabik olduklari bir gercegi patrona tekrar iletmis olmanizin cezasi size kesilecektir. Orada bulunan insanlari alenen hirsiz olmakla itham ettiginiz icin hakkinizda yasal islem baslatilacagi size duyurulacaktir. Daha dogrusu siz onlar tarafindan guzelce bir korkutulacaksinizdir. Bu da yetmiyorsa sizi sindirme islemleri baslayacaktir. Bunun da ustesinden geleceginize inaniyorsaniz ailenizle vedalasma zamaniniz gelmistir demektir.

Ikinci ornek daha guncel ve gercektir aslinda. Findik yada tutun her ne ise urettigi urune yeterli fiyati ve destegi alamayan, ekonomik zorluklar icinde bunalan bir ciftci belki de gercekten cok hakli oldugu bir gercegi basbakana da iletmek istiyor. Bir basbakanin her zaman yapacak daha onemli islerinin olmasi yaninda gercekleri duymaktan da bazen kacinmasi gerekir ki, yaptigi isin, uzerinden gittigi yolun dogruluguundan sasmasin, onun kendi gucunden bir sapma olmasin. Siz bu basbakannin karsisina gecip "cok zor durumdayiz, bizi perisan ettiniz anamiz agliyor" derseniz alacagin tepki ne olursa olsun siz kucuk duruma duseceksindir. "anani da al git" diyen kisi sayginligini secmen kitlesi arasinda arttirirken ciftci hakli oldugu durumda davasini alay konusu haline getirecektir. Gucu sahip insanlar icin durum boyledir. Onlar da olanin bitenin farkinda olmakla beraber bakis acilari cok daha karmasik iliskileri de bilmelerinden dolayi daha derindir. Bu derinlikten dolayi da lafi her halukarda sizen daha iyi sokacaklardir. Protesto yapacak genclere Suleyman Demirel in "birakin gencler yurusun, yollar yurumekler asinmaz" diye ayar vererek yaptiklari eylemi alay konusu haline getirmesi gibi...

Ciftcisine bu ayari vermeyi bilen bir basbakan uluslararsi bir konferansta nasil olur da boyle bir oyuna dusebilir? Herkes basbakanin Peres e ayar verdigini, onun kendi ulkesini ezdirmedigini dusunurken onlarin olaya bir de bu yonden bakmalarini oneririm. Bence orada basbakan hakli bile olsa davasini ve kendisini guclu olanlarin onunde alay konusu yapmistir. Hicbir ulke davasini mesrulastirmadan uluslararasi alanda tek bir adim atmaz iken siz bir ulkenin basbakanina katil diyebiliyorsunuz. Her ne sekilde olursa olsun, baslayan her savas, yapilan her baris, gerceklesen her ambargo her zaman yasal bir dayanaga oturtulmadan, ahlaksal bir aciklamayla desteklenmeden ve insani bir davranisa indirgenmeden hamleleri gerceklestirilmez. Bu yapilan hamlelerin altinda yatan gercekleri herkes de gayet iyi bilir ama bunlari uluorta soylemenin anlami yoktur cunku siyaset bunu gerektirir. Kirli isler yapan insanlar birbirlerini iyi tanirlar ve bilirler ki herkes kendi isini yapaccak, birisinin bir sorunu oldugunda o kisiye yardim edilecek ama bu isin hakki da alincaktir. Buyukler de boyle oynar, devletler de ayni sekilde cunku herkes oncelikle kendi cikarlarini korumakla yukumludur. Ama gelin gorun ki Turkiye bu oyunu bozmustur, kurallarina gore oynamamistir. Bu buyuk ve guclu olana yakismayan, gucsuz olanin yapabilecegi ve sonu cezalandirma ve ortadan kaldirma ile sonlanacak bir davranistir cunku oyunun kurali bunu gerektirir.

Bir basbakanin fevri davranislarda bulunmaya hakki yoktur cunku guclu olmak akilli olmayi da beraberinde getirmek zorundadir. Fevri bir davranis ise aklin bir anda fonksiyonunu yitirip duygusal davranmayi tanimlar. Bir basbakana soylenmis olan bu sozler turkiye icin hic de iyi olmayacak sekilde, hatta herkesi rencide edecek sekilde kullanilabilir ve kullanilacaktir da ve bu ulke insani da tekrar ayni sekilde yakinmaya devam edecektir. Avrupanin iki yuzlu oldugu, haksizlik yaptigi gibi zirvalar ilkokul cocugunun anlatis tarzinda heryerde konusulacaktir. BUnun yaninda sovenistce bir soylemle de basbakanin turkiye yi nasil ayaga dusurmedigi, nasil onlara ayari verdigi, tipki o koylunun daha once kahvesinde yada evinde anlatildigi tarzda anlatilacak.

Futbolun Besigi

Eskiden mahallede futbol oynarken bu oyuna yetenekli arkadaslar kadar bu oyunu bir iskenceye donusturen arkadaslar da aramizda bulunurdu. Bazilari sinirden aglar, bazilari oynamaya isteksiz arkadaslari dovmeye kalkar, bazilari da karsi takiminin oyuncularini sakatlamaya yada onlarla kavga etmeye ugrasirdi. Bu davranislarin bir kismi kazanma hirsi ile aciklanabilrdi ama bu aciklama bence hicbir sekilde yeterli gelmiyordu. Bu arkadaslarin suan nerelerde bulunduklarini cok merak ediyorum. Oylesine oynadigimiz bir macta bile karsi takimdaki arkadasini sakatlamaya calisan arkadaslarin suan isyerindeki mucadeleleri nasildir kimbilir. Yada gol yediklerinde aglayan arkadaslar suan devlet dairesine yada mahkemeye isi dustugunde nasil bir sogukkanlilikla durumu karsilayabiliyor? Futbol kadar diger bir ilginc oyun da misket idi. Basalti vurulunca kapan alir oluyordu. Nasil herkes baskalarinin hakki olan bilyeleri ortadan kapisma hakkini kendilerinde bulabiliyordu ki? Yada daha vahimi vardi ki bu bence bu turkiye'deki cocuk egitimi yada kulturumuzdeki cok ciddi olan boslugu en acik sekilde gosterir. Ne zaman bir esyanizi kaybetseniz ve arkadaslariniza onu aradiginizi soyleseniz, ortaya bulan alir muhabbeti yumurtlanirdi. Niye kimse arkadasinin esyasini bulmaya calismaz da onun esyasinin uzerine konmaya calisirdi? Bu cok hastalikli bir davranistir. Bu sekilde davranan cocuklarin ergenlikle beraber bu anormalliklerini karsi cinse yonelterek duzgun bir karakten edinebilecegi mi dusunuluyor yoksa? Bu baskasinin olani sahiplenme duygusu bir kadina yoneltiginde, toplumun ahlaki yapisina da aslinda uyan, biz kendi kurallarimizi koyariz dusuncesiyle beslenen bir davranis bicimine de donusur tabiiki de. Daha da vahim olan bir durum vardir ki bu, kanserli hucrenin vucutta heryere sicramasina benzeyecek, her turlu davranisin icinde kendisine yer bulacaktir. SOnra da bu ulke insanini tanimlamak icin turlu sekilde aciklamalar aranacak, hayatta kalmayi iyi becerdigi icin farkli ve ozel insanlar olduklari belirtilecek. Cok da zor bisi degildir hayatta kalmak eger her turlu cakalligi kendinizde bir hak olarak goruyorsaniz. Onemli olan o baskalarinin misketlerini kapismadan, kendi hakettiklerini alarak biryerlere gelmektir. Esas budur cakallik olan. Biz daha bunu ogrenemedigimiz surece siyasetcilerden de dogru davranmalarini beklemek sacmaliktan baska birsey olamyacaktir.