Dienstag, 20. Oktober 2009
Ariza Giderme Yontemleri
Deneysel metod iki asamadan ibarettir. Bunlardan ilki “vurmali ariza giderme” yontemidir. Ornek vermek gerekirse, haylazlik yapan ogluna vuran baba, esegi hareket etmedigi icin onu tekmeleyen bir adamdan bahsedebiliriz. Gunumuzden bir ornek kullanmak gerekirse, ki cok temel bir harekettir, televizyon bozuldugunda hafifce yanina vurmaktir. Yada komsunuz gurultu yapiyorsa, cozum amaciyla sesin gelis yonune bagli olarak duvara vurmak da bu duruma iyi bir ornektir. Deneysel metodun ikinci kismi da, ingilizlerin „resetleme“ dedigi, turkce ye “ siktir et bide bunu dene bakalim” olarak gecmis sozle tarif edilen „Bosalt-Doldur“ yontemidir. Kuma almak diye tabir edilen, acilimi “cocuk sahibi olamayan ciflerin evlatlik edinmek yerine eve ikinci ucuncu kadini alarak sorunu cozmeye calismasi“ olan yontem bir ornek olarak kullanilabilir. Bundan baska, reenkarnasyon denilen ama “ bosalt-doldur“ ariza giderme yonteminden baska bir sey olmayan bir cesit yontemi hayat hatta hayatlar felsefesi yapmis kisiler de vardir. Yaptigimiz kaynak arastirmalari baz alindiginda goruyoruz ki, bu kisilerin pek cogu resetlemeyi gerektirecek durumlarda bulunmamalarina ragmen bu sekilde bir ariza giderme yontemini surekli tercih etmislerdir. Gunumuzde bu ikinci cesit arizaya verilebilecek ornekler elektrigin varligi ile artmasina ragmen konvensiyonel metodlarda hala israr edildigi gorulmektedir.
Oznesel ariza giderme yontemi ilk metodu takiben gerceklestirilir ve kisi artik arizanin cocumunde dolayli degil, direkt olarak katilim saglamaktadir. Yagmur duasi buna ornek verilebilir. Evlerde bulunan boru anahtari, tornavida, kontrol kalemi ve contalar kisinin oznel ariza giderme eylemini ifade eder. Batida bu genellikle „duello“ olarak adlandirilirken ulkemizde „ simdi sikecem belani“ olarak telafuz edilir. Kisinin kendi sorumluluklari ve icinde bulundugu kosullar ile girisime baslama itisi dogru orantilidir bu yontemde. Feminist girisim, ögrencinin kazik dersten kopya cekmesi, atom bombasinin gelistirilmesi ve daha niceleri bu sinif icerisinde bulunmaktadir. Gunumuzun en guncel ornegi olarak format atmak genclerin cokca kullandigi bir yontemken ebeveynleri genellikle „keseyim mi lan topunuzu“ sesleri arasinda ariza cozumleri deneyimlemislerdir.
Kumulatif yontemde artik ozne pes etmistir ve belirli bir sinerji yaratarak sorunu cozme yoluna gitmektedir. Engizisyon mahkemeleri bu konuda iyi bir ornektir. Genel gecer kurallar bellidir ve kafasi kesilecek kisinin son bir kez de mahkemede konusmasi istenir. Kisiler kendi hakliliklarinin farkindalardir ama son bir kez de bunun herkesce bilinmesini isterler zira idami tek basina yapmaya gucleri yetmemektedir. Turkce de bu yontem genellikle „ eti senin kemigi benim“ diye tabir edilir. Uslanmayan cocugun sanayide motor ustasinin yanina cirak olarak verilmesi yaygin bir yontemdir. “Meslek edindirerek adam etme” diye de kullanilagelen bu terim genc oglanlarla sinirli kalirken bunun tam tersi olan, “kiz cocuklarinin ileride yapabilecegi meslegi kestirip, onlari cocuk yasta evlendirerek sorunu ortaklastirma” yontemi de yaygindir. Bazi arastirmacilar bu kiz cocuklarina uygulanan yontemin konu disi birakilmasini savunmaktadirlar zira burada sorunun fiziki boyutta degil metafizik boyutta yaratilip cozum arandiginda israrlidirlar. Bizim arastirmalarimizin ariza giderme yontemleri ile ilgilenmesi sebebiyle bu ornegi de arastirmamiza dahil etmekte sakinca gormemekteyiz. Kahveden adam toplamak da gencler arasinda kabul gormus yontemlerdendir. Eski turkce de bu ayrica “arkasina para sikismis” seklinde tabir edilirdi. Eskiden tuketim sekli “kullan at” tarzi olmadigi donemlerde daha cok emekli kesim yada kahvehanelerdeki cok bilmis amcalar tarafindan kullanilirdi bu soz. Yontem tabii ki de cok yaygindi.
Her ne kadar ariza giderme fenomeninden bahsetmis olsak da bu yontemlerin bir de devam kismi vardir. “Giderilememis ariza sendromu” olarak tabir edilen, “agizaalinmayacaksozlersoyleme” donemi olarak bilinen donem baslar ariza giderme yontemlerinin ardindan. Ingilizler bile artik bu kisma bir isim degil, sadece tepki verebilmislerdir, ki bu da cok agir kufurler icermektedir. Bu donem maalesef arastirma disi kalmistir zira yaptigimiz calismada denek-sorgu yontemi ile elde edilen veriler bir akadamik arastirma icin cok yetersiz kalirken bir denege agiz burun girismek icin fazlasiyla yeterli olmustur amina koyayim.
Yazinin sonunda da kisisel gozlemlerimizden bahsetmek gerekirse, gunluk hayatta sikca karsilasilan bu sendromlar bazen arizanin kendisini bile yedekte birakabilmelidir. Yine de bu kullanilan yontemlerin gecersiz oldugu anlamina gelmemektedir. Bilincli tuketici nasil ki ekonomik kalkinmislik adina ornek alinan bir modelse, bilincli ariza gidericinin de toplumsal refaha ulasmada bir gun ornek alinacagi kanaatindeyiz. Saygilarla
Sonntag, 6. September 2009
Matrix has you sir Murphy
Matrix filminin konusu ve ne anlatmak istedigi her zaman buyuk merak uyandirmistir. Herkes bu filmle ilgili kendine gore bir sekilde aciklama ariyordu. Murphy romani bu filmin aciklamasi, belki de Filmin cikis noktasiydi? Bu fikir ilk gecen yil Murphy romanini okudugumda aklima gelmisti. En son gecen gun romani tekrar okudugumda artik pek suphem kalmamisti. Her ne kadar internette bu konuda direkt iliski kuran bir bilgi bulamasam da bazi ayrintilar teorimi iyice guclendirmisti. Kitabin 6 kismini okursaniz, kafanizda filmle ilgili zaten cok bir suphe kalmayacaktir. Gelelim simdi aradaki baglantilara...
Kahramanimiz Murphy nin hayattaki en buyuk zevki kendisini ciplak bir sekilde yatagina (tam olarak yatak da denemez, bir cesit koltuktur bu )baglayip tamamen ruhsal bir butunluk yakalamaktir. Kendisini en mutlu hissettigi an iste bu bedeninden tamamen siyrildigi andir. Kitabin 6. bolumu, ki Beckett daha ilk bolumde bu 6. kisim icin vurgu yapar, sanal dunyanin bize guzel bir tanimini yapar.
Murphy’s Bed...Sighle Kennedy tarafindan Beckett in bu romani hakkinda yazilmis bir inceleme kitabidir. Kitaba buradan ulasabilirsinz. Kitabin 212. Sayfasinda su aciklayici paragrafi bulacaksiniz..
“But the difference between the rational sphere of Beckett’s early and mental sphere of Murphy is most strikingly shown in the third zone of dark. This third zone, as described in Beckett’s early essay, is only an untheological version of Dante’s Hell (“the static lifelessness of unrelieved viciousness”)-the negative counterpart of any of “two broad qualities.”
In Murphy, this third zone of dark seems an obvious antithesis for hero’s first zone of lumionus morphé. It contains “nothing but forms becoming, without love or hate or any intelligible principle of change.” In this dark, Murphy seems to find the contemplative selflessness which Dante found in the realms of light: he is not “free, but a mote in the dark of absolute freedom.” The third zone, where Murphy lacks all will of his own, is not inhabited by any identifiable persona. Murphy, reduced to the status of “ a missile without provenance or target,” becomes here a mere construct of dead animisms: “ Matrix of surds.”
...Murphy, as the proposed persona of Time, seems to reflect this sense that time’s proper place is increasingly in the “ dark zone of the mind”
Yukaridaki alinti aslinda filmin cikis noktasiyla ilgili bilgiler veriyor. Gelelim simdi filmdeki karakterlere.
NEO : Alintidaki son paragraf sanirim bir ipucu verebilir bu konuda.
Morpheus : Murphy veya daha iyi tanimlamayla morphé
Trinity : Trinity College ( Beckett in mezun oldugu kolej, Trinity nin filmdeki pozisynu kadar yazara bir saygi durusu da olabilir)
Bu belki suan icin ayaklari yere basmayan bir teori de olabilir. Ne fark eder ki? Bence yine de eger bu film ile ilgili akliniza takilan birseyler varsa, bir de bu kitabi okuyun.
Freitag, 4. September 2009
Forman icin oynas
Ne olur aksak aksak bakma oyle
Tum baliklar icin tesekkurler
Vienna Calling
Araba ile benzin benzerlik asagidaki siklarin hangisinde dogru olarak verilmistir? Kokain ve Dr. Manhatten misali bunyeler mi?
Kapinin ardindaki siradisi gerceklik kendini gostermekte israrcidir ama bir araca da ihtiyac duyar. Isik tanrisi apollon ve isiksiz yasayan yarasalar. Onunu goremezler ve bunu dert etmez yarasalar. Ama her sabah ayni otobuse biniyorsaniz icindekileri de bir sekilde taniyorsunuz demektir. Tabutta rovasataya kalkan korkuluk ve bir de süt sisesinde yilan olsam diyen amelsizler. Yikan, yilan, dolan, tuzlaninca eriyen sumuklu bocekmisin? Tuzdan kaleler orursen onlerine gelemezler bir adim ileriye. Kargalar bile bilir sizin insana benzediginizi. Yaklasamazlar yaniniza. Her ne kadar bir bostanda kargalar tarafindan adam yerine konulsaniz da, bir bahcede sumuklu boceklere karsi tuz kadar bile etkili olamazsiniz.
Algi kapilarindan iceriye suzulen yarasalar ve kapilarda beklesen yalnizlar ve kose baslarindaki aynasizlar. Et, kemik, kan, revan ve digerleri... Arka bahcede kopeklerin beslendikleri digerleri... Ac kapiyi bezirgan basi... Verecek bir sey yok, alacaklarin pesisira ciglik cigliga yon ariyorum. Falco bitti, ne Amadeus var, ne de kokain. Vienna calling ama ben kacmak isterim. Burda kapilar kapanmis.
Freitag, 7. August 2009
Iguanalarin Tanrisi
Davut un hayatina sen, biz gibi zamirlerin disinda yeni sifatlar da eklemesi bu doneme denk gelir.
Galapagos adalarina is seyahatina giden komsusu hayatini bu sekilde degistirmisti hacerin ve sonrasinda davutun. Iguanalar hacerin ilgisini cekerken davut un akli darvin de kalmisti bir sekilde. Yasamin adapte olunan kismi da „don’t let me be misunderstood“ diye sarki soyleyen komsu kizlarindan onlara kalan en buyuk yadigardi.
Is hayatina girisi iste bu sekilde oldu davut ve hacer in. Beraberlikleri de gayet mutlu sekilde yuruyordu zira hayat onlari sadece beraber olmak istedikleri yerde, yataklarinda bir araya getirebiliyordu ancak. Geri kalan zamanlarda haceri ancak cocuklari gorebiliyordu cunku hacer ancak onlarin gorus alaninda olabiliyordu. Duvardan duvara diye de ilk cocuklari seslenmeye baslamisti ona ne zaman ki onlar da annelerine kusbakisi bakmaya baslamisti. Sezgi boyle bir sey olsa gerek. Hacer i bu iguana pozisyonu disinda baska gorebilen olmuyordu. Sadece davut onu yatay pozisyonda hissedebiliyordu fakat eger davut a soruyor olsaydik kendisi o anki konum icin „duvardan duvara“ dan ziyade „hem duvardan duvara hem de bulutlarin uzerine“ derdi
Davut ise sinirlerini yatistirmakla mesguldu o siralar. O zaman bu zamandir davut aidatlari off shore da batirmisti ki, her ekmek almaya gonderen bir de sigara aldirir olmustu. Bahsisler artik bakkala kaliyor, eskimis kiyafetler komsunun kopeklerine veriliyordu. Davut ise oyle vurdumduymaz gorunuyordu ki, darvin i tanimayanlar davut daki degisimi birakin anlamayi, onu sadece ve ancak fahiselerle adi cikan berlusconi ile kiyaslayabilirdi. Ama o komsu var ya o komsu. Her sey onun basinin altindan cikmisti iste. Hani sadece sartlara ayak uydurabilenler hayatta kalabilirdi? Davut yeri geldiginde teknolojinin tum imkanlarini kullanir, yeri geldiginde de her sarta gogus gererdi. Apartmanin CM oynayan tum veletleri ayri bir severdi davut u. Davut artik gazete getiren degil, okuyup yorumlayan olmustu bir nevi. La gazetta dellavut derdi kimi yavsak veletler. CM ci veletler tum transfer haberlerini ondan alir, bunalimli teyzeler ask acilarini ona sorar, emekli amcalar tum sudoku yu ona cozdurur olmustu. Biter miydi? Bitmezdi tabi butun olanlar. Ekmek de ayri sorundu. Ne zaman ki ekmek fabrikasi ucuz isgucu sebebiyle Cin e tasinma karari almisti, davut un kabus dolu hayati da baslamisti. Cin mali trabzon odun ekmegini tazecik ve sicacik sabahin yedisinde kapisinda isteyen apartman sakinlerinin artik daha baska sekilde tanimlanmasi gerekiyordu. Onlar artik sakin degildi ve davut un bu konuda acilen birseyler yapmasi gerekiyoru. Ve sonunda, ozunde „controlled demolition“ denilien ama onun mecazi anlamda anlasilmasi gerektigi bir durum sozkonusu oluyordu. Nasil bir mecazi anlami olabilirdi ki bu terimin? Davut da iste burada devreye giriverdi. Hatta tam olarak devreye giriverdi. Elektrik devresindeki bir kacak olarak cikiverdi karsimiza. Davut en son Fight Club ve Breakfeast at Tiffany’s filmlerini seyretmisti. Patlayan sekerle patlayan sabun arasindaki fari iyi bilmek gerekir. O saadece kolonya yapmayi degil, daha baska seyler uretmeyi de ogrenmisti bodrum katinda... Ve tabii ki de Mucevherler...
Simdi artik ne hacer ne de davut eski gunlerini hatirlamak ister. Galapagos adalari ile baslayan hayatlari simdi Mariutus adasinda devam ediyor. Hacer in kendi secimi. En son bikinisinden kum temizlerken goruldu. Cocuklari ona artik „kumsaldan kumsala hacer“ diyor. Gerci cocuklari da „porsche den ferrari ye „ oldu ya, neyse. Davut ise artik otomatik portakal agacina tirmaniyor hergun. Yine bir maden pesinde ama celik olmak istemiyor artik.
Merdivenlerarasi bosluk
Mittwoch, 5. August 2009
Kopuk ve tandem
Bira icmek adina tum vasiflari yerine getirse de aklindan cikartamadigi bir gercek vardi. Hangi yoldan yururse yurusun arkasinda hic bilmedigi birseyler birakiyordu. Ilk aklina geleni en son soyluyordu ama en son soyledigini de aciklamaktan esirgemiyordu kendini. Birayla baslar hayat demesini bilirdi de son yudum hayatin sonu olmayacakti kesinlikle. Bahar sabahlarinda kisa pantalonla dolasmayi bilirdi de altina don giymedigi zamanlarin yasadisi isler sinifina girdigini aklina bile getirmezdi. Birayla baslayan hayat biranin kendisi gibi ucucu ve sinsi olmaliydi. Ac kalacak olsa yardima gelecek arkadaslari vardi ve bu ona bir sigara yakma arzusundan baska bir girisim gucu vermiyordu. Bira ile baslarsa hayat tekel olmalidir onun dagiticisi her daim. Hayata ve insana dair bilgilerimiz hep bu tekelden dagitilirsa eger, balondan asagi bakinca gorduklerimiz de boyle olmalidir der babam.Tekeli tek elliler icmez ama birinciyi birinciler icer derdi de babam ayrica. Panik yapmaya da gerek yoktu onun nazarinda cunku onlar asker gazozlarini da gormustu serbest piyasanin askeri girisimi sayesinde. Birayi da hayati da boyle yasamaliydi insanoglu onun ogretmenliginin verdigi ilhamla anlattigi sekilde soylersek. Girisimi serbest olmali, ama girecekse de hayatina talepkardir bu meret, nizam ister, kulluk ister. Birayla baslayan hayat boyle kopuklerle konulacaktir sofraya bir dugundeki gelinin tazeligi ve guzelligindeki gibi ve her iki sekilde de karinda bir sislik gorulecektir kisa bir sure sonra. Dogurgan olan hayattir ve biranin kopugu de azalacaktir evli erkegin hayattan uzaklastigi hizda ve huzunde. Birayla baslayan hayat kopuklerle karsilanip hickiriklarla ugurlandiginda gozyaslari baskalari tarafindan akitilacaktir nede olsa gozyasi ucucudur alkolle karistigi oranda ve kolonya gibi freahlatir bunyeyi. Alkol alkole, kuller kullere karisir kimi limoncicekleri kimi de karanfiller esliginde. Boyle buyurur kasaplar sofrasinda dedelerin en kasabi.
Donnerstag, 30. Juli 2009
Bi dunya kisrak kafasi
Mittwoch, 29. Juli 2009
Neseli Gunler Anonom Tic. Ltd. Sti.
Gel zaman git zaman buyuyup Alman televizyonlarini seyreder oldugumuzda girer oldu Tacsiz Kral’lar, Beckenbauer’ler tekrar hayatimiza. Beckenbauer’in suanki tras bicagi secimini biilemem ama artik o bicagin kahvede satilanlardan olmadigi kesin. Tesaduf degilse de kutlamak isterim Beckenbaueri. Bir kahvede baslayan reklam hayati suan doludizgin gidiyor. Surekli bir reklamda goruyoruz kendisini. Yada bir televizyon programina konuk olmus vaziyette. Bir de o kartal vurusu yapan arkdasa seslenmek isterim. „Siz pazartesiden cumaya ancak karsi kalenin onune kosabiliyorken biz yedi cihan mahalleyle mac yapip bitiriyoduk“
Dienstag, 28. Juli 2009
noch und noch weiter
Tarumundar
Ekmek arasi tuzlama
Yedigin ogunde
Yemedigin arkanda
Birakmissan bir yudum
Kosacaktir sana
Vaad ettigi
Vitaminler elmanin
Her gun girdigi ev
Hastalikta ve saglikta
Hosluktaki bir buyuk bosluk
Sonuc? Her ne kadar yalnizlik bu hayattaki en nefret ettigim ve kacindigim sey olsa da, bazen insan yalniz kalmaya o kadar ihtiyac duyuyor ki. Evlerin salonlarinda yatip kalkip butun esyalarinizin bir bavulda tikistirlildigi bir yasam ne kadar uzun sure cazip olabilir ki? Kafam oylesine bos ki. Halbuki bunca seyden sonra carkifelek gibi firil firil donmesi gerekirdi. Tek bir dusunce tek bir ilham bile yok suan kafamin icerisinde. Yasaminizi kaygan bir zemine yerlestirdiginizde sonuclari da bu sekilde oluyor demek ki. Uzerine tek bir fikir bile koyamadan ilerliyor buluyorsunuz kendinizi. Ait olamiyorsunuz hicbir seye ve size ait olan tek bir sey bile olmuyor bu hayatta. Yalnizliginiz bile size ait degil cunku yasayabileceginiz tek yalnizlik cevrenizdeki insanlarin sizi gormemezlikten gelmesi sayesinde oluyor. Beyniniz bir yerden sonra patlayacakmis gibi oluyor. Uyku degildir aslinda beynin esas dinlencesi. Eger yalniz basiniza kalabiliyorsaniz ve bu yalnizliktan zevk de cikartabiliyorsaniz en buyuk dinlenmek budur aslinda. Simdi ilk defa basbasa kalabiliyorum kendimle. Uzun yillar sonra ilk defa kosturmak zorunda olmadan yasayip, saat altida eve gelerek bor sessizligin icinde birseyler okuyabiliyorum. Neredeyse besbucuk yildir ilk defa aksamüstleri ve aksamlar bana ait. Bir vicdan azabi duymadan, yetistirecek birseylerim olmadan, kosturmam gereken birseyler olmadan bana ait olan bir zaman. COk ozlemisim aslinda bir parka gidip yasli insanlar gibi etrafa bosbos bakarak oturmayi. Yada bir futbol topunu alip kendi basima parkta oynamak, cocuklar gibi hicbir seyi dusunmeden.
Ilk defa bugun birseyler yazmaya cesaret bulabildim. Aslinda cesaret de degil bu. Cunku kafamda hicbir sey yok. Sadece bir bosluk. Belki kendimi yazmaya zorlayarak yikabilecegim bu gozlerimin onundeki duvari.Darmadagin olmus bir beyin ancak yeniden kendi parcalarini tanimaya basliyor. Her kose basina, her sehre her odaya serpistirdigim parcalar ancak simdi toplanmaya basliyor.
Sonntag, 14. Juni 2009
Sinirotesi Yokluk

Sinir tanimayan doktorlar dernegi...buradan lutfen... Dunyada catismalar sonucu evsiz kalan ve gocebe durumunda bulunan insanlara saglik, lojistik gibi yardimlarda bulunmayi amacliyor.
Yasam standartlarinin zaten cok dusuk oldugu ulkeler bir de buna ilaveten catismalar icinde bulunduklarinda bu insanlar icin sonuclar daha da vahim hale geliyor. Besin ihtiyaclarinin bile karsilamakta zorlanan bu insanlar bir de goc etmek zorunda kaldiklarinda durum cidden el atilmayi gerektiriyor.
Bir arkadasim da bu organizasyonda yardimci oluyor ve bugun bu konu uzerine yaptiklari bir sergiyi ziyaret ettim. Burada goce zorlanan insanlarin hangi kosullarda bulunduklari, nerelerde yatip, nasil temel ihtiyaclarini giderdikleri gosterilmeye calisilioyor. Insanlarin yasadiklari bu dram birebir nesneleriyle anlatildiginda daha da vurucu hale geliyor. 20 kisinin yasadigi cadirlar cift kisilik bir yatak buyuklugunde oldugunu bilmek hayret verici olabiliyor. Kisi basina standart dagitilmasi gereken gunluk su miktari 20 litre ve bunun 5 litrenin altina dusmemesi gerekiyor. Avusturyada kisi basina su tuketimi 150 Litre. Su dagitimi her zaman cok uzak mesafelere gerceklestirilemiyor ve bu is de cogunlukla kadinlara ve kiz cocuklarina dusuyor. Belgesellerde gordugunuz gibi, 20 litrrelik bir su bidonu kafanin uzerinde bir saatlik yolda tasinabiliyor. Su dagitimi masrafli ve zahmetli ama en onemli hizmmetlerden biri. Sizin bir ogunde yiyeceginiz yemek orada bir gunluk olarak dagitiliyor. Un, hububat, yag, su, seker, misir belirli gramajlarda kisi basina dagitiliyor. Gunluk 2200 kcal lik yiyecek herkese karne hesabi dagitiliyor. Yemek yapmanin kisitli oldugu yada kosullarin zor oldugu durumlarda bir gunluk butun gerekli besinleri ihtiva eden biskuviler daigtiliyor. Sekli biraz helvayi andiriyor ve bir gunluk bir kutu yaklasik alti adet 1 cm kalinliginda biskuviden olusuyor.
Diger onemli konu da hastaliklar ve hijyen. Tum hastaliklarin en basit sekilde tedavileriyle beraber anlatildigi kitapciklar hazirlanmis. Oraya giden gonullu personel sayisi hicbir zaman yeterli olamadigi gibi oradaki insanlarin da egitilmesi gerekiyor. Bunun disinda bu insanlarin buyuk cogunlugu okuma yazma bilmiyor ve uyari, yonlendirme gibi tum isaretleyiciler resim uzerinde anlatilmasi gerekiyor. Sinekler en buyuk hastalik tasiyicisi olduklarindan onlarla mucadele edecek ilginc yontemler de gelistirilmis. Mesela bir sinek turu icin yapilan bir tuzak, sinegi ceken mavi ve onu yakalayan siyah renkli kumas parcalari ve uzeri kapanmis bir tulden olusuyor. Alaturka tuvaletlerin seramik olarak bildigimiz hali plastikten uretilmis ve bu sekilde portatif tuvaletler hazirlanabiliyor. Burada da yine tulden yapilma bir sinek yakalyicisi sineklere karsi etkin koruma olarak kullaniliyor.
Kolera, sitma gibi hastaliklar tabii ki de en korkulani. O yokluk ve pislik icerisinde bu hastalar icin karantina bolgeleri yapilmak zorunda. Sorun hastaligin iyilestirilmesinden ziyade cok hizli bir sekilde yayilip mudahale edilemeden insanlarin olmesi. Bugun uc kiside rastladiginiz kolera yarin ucyuz, bir gun sonra da ucbin kiside gorulebiliyor. Insanlar gunde 10 litre su kaybedecek sekilde ishal oluyor ve tuvalete gitmek imkansiz hale geldiginden yataklara delik aciliyor ve alta bir kova konuluyor. Serum ve su destegi en onemli tedavi elemani. Asilar tabi en cok dikkat edilmesi gerekeni. Cok pahalilar ve soguk hlde bekletilemk zorunda. Belki yiyecek ve diger tum ihtiyaclardan en pahalisi.
Montag, 25. Mai 2009
Intensive and Extensive Clubbing
Kapi esiginden atlayamayan, araligindan dunyaya bakamayan en taze sikilimis portakal. Cok sey yazmak isterdim senin uzerine ama daha baslangicta bir ingiliz klavyeden turkce yazma girisiminin komedisine kurban gidiverdin. Taze olman yeterli degil senin bu sekilde muameleler gormene ama daha sonra basina gelenler senin bir noktanin etkinligi hakkinda daha fazla bilgi sahibi olmani gerektirebilir . Varligin en fazla yerli mali haftasinda yada bir meyhnede kasi gozuyle cizilmis halde bulunarak goze sokulmaya calisilabilirdi ama ya evde yoksan? Kimse sana burada bulunmama nedenini soramaz ama ya seni her gorusunde aklina turlu turlu hayaller gelen cocuklar? Ya da buyukler? Bir portakaldan beklenenler ile onun arkasinda duran c vitamini mafyasi? Arabain lastiklerinin idirebilirsin ama o havaya ve lastiklere hicbir zaman sahip olamazsin. Zamani calabilirsin ama kertenkeleleri atom bombasiyla olduremessin. Mantar gibi hvaya kalkan bu dumani sen yaratabilirsin ama manifaturacinin sattigi butun dugmeleri tek bir kazaga dikemezsin. Kimse sana beldesan bisiklette uzaklara gidemezsin demiyor ama tum romantizmi de olduruyorsun gecenin korunde mezarliklarda gezinerek. Mezarliklarda top oynanan zamanlari da biliyorsun. Fatiha li mezar taslarindan kale yaptigin zamanlari da bilip anlatiyor mahallenin yaasli amcalari, teyzeleri. Mezar tasindan kale direginin ve mezar tumseginde calim atmanin avantajlarini o yasta gormus biri olarak gelecegini daha iyi planlamis olman gerekebilirdi. Yada cok guvendin mezar taslarinin yalan soylemeyecek olmasina. Yada o olulerle ictigin biralar simdi kimbilir cehennemin hangi kosesinde anlatiliyordur. Senin cehenneme, olulerin de alkole bu kadar yaklastigi anlar ne kadar vardir ki? Bakkaldan caldigin yedigunlerin kutulari mezarlikta dururken hala o yedigun sisesinin esrarengizligini dusunerek cocukluk hayalleri mi kuracaksin. Yaptirmazlar sana o hayalleri, yakarlar canini, kirarlar ceneni. Seni oyle bir calistirirlar, parasiz birakirlar ki, en uzak memeleketlerde bile o mezarliga ozlem duyarsin. Ama istemezsin tumsegin altindaki sen ol, uzerinde ol , calim at herkese her seye, mezar taslari sadece kale olsun, ve kimse tartismasin hicbir zaman, iceridemisin disaridami.
Dalgaboyu vs Cobanyildizi

Muzik cogu insan icin dinledigi ve hislendigi o sarkilardan ibaret iken, muzigin altinda yatan gerceklik ise aslinda basli basina bir dunyadir. Sestir aslinda muzik ve en basit tanimiyla titresimdir. Herhangi bir seyi belli bir frekansta, belirli araliklarla titrestirip ondan duygular kazanmaya yonelik bir eylemdir en basit ifadesiyle muzik. Rezonanslar vardir icerisinde, en dusuk frekansin en baskin olmasi diye birsey vardir. Oktav denen ve temeli frekanslarin katsayilarindan ibaret olan bir durum vardir. Her ses de belirli frekanslarin bir katidir aslinda. Ve isin garibi butun muhendislik dallari ayni konu ile cok derinden ilgilenir ve cok iyi anlasilmasi gerekir, bir kisinin iyi bir muhendis oldugundan bahsedebilmesi icin. Keza renkler icin de ayni durum gecerlidir. Hepsi bir frekans fenomenine indirgenir ve bu sekilde incelenir. Aslinda sanatci ve muhendisin kaderi de burada kesisir. Biri duygularini en basit halde gerceklige donusturur, digeri de gercekligi uygulanabilir formlara sokar. Ama biri gercekten insandir, ilgi uyandirir, hos bir yonu vardir, digeri de duygusuz ve insanin en itici yonudur. Kaderlerin cakismasi ve gercekligin en uc noktalarda ayrismasidir bana gore.
Belki Bustumuzden Bir Kus Gecer
Kitaplari yakan bir cemiyetin insanlari ne de olsa karsimizdakiler. Tarihten bu gune yakilan bircok kutuphane de olmustur aslinda. Bir tarihi yok etmeye yeterlidir elinizin altinda bir geri zekali bir de ates bulunmasi. Iste kul toplayicilik meslegi de burada baslamaktadir. Yollar darlastikca o mekanda kaybolma ihtimaliiz daha da artiyor. Caglar oncesinin en guzel kadininina ait bir bust bu gune kadar saklanabilmisse, bu onun guzelligi kadar yanmazligi ile u de alakalidir. Onu yok etmek icin de sakar bir insanin varligi yeterlidir gerci ama konsantrasyon sakarligin en guzel panzehiridir. Donarak olmus insanlarin bedenin suan bize gecmisimiz hakkinda en buyuk ip uclarini veriyorsa bundan farkli dersler cikarabilmemiz de gerekir. Bu adini efsanelestirmek isteyen insanlara bir ders olmalidir aslinda. Buyuk eserler vermek, buyuk insan olmak yeterli degildir her zaman. Verip verebilecegiiz tum eserler yikilip yakilmaya bu kadar musaitken kaliciligimiz bir neanderthen insani kadar bile olamayabiliyor. Yazma seklimiz kadar olme seklimizi de gozden gecirmemizde fayda oldugunu dusunuyorum.
Freitag, 17. April 2009
Bomb it.... #2
(Banksy, gunumuzun belki de en meshur grafiti sanatcilarindandir kendisi, her ne kadar kimligi bilinmese de. Eserleri muthis paralar etmektedir. Sansiniz varsa bir aksam sizin evinize de birseyler karalar, sabah kalktiginizda da zengin birisi olmussunuzdur)Bomb it den devam edelim...Sokaklarin yapisi ve dekorasyonu, binalari tasarlayan mimarlar ve kapitalist sisteme ait isyerleri ve onlarin reklamlari tarafindan belirlenirken, buna alternatif olarak ne sekilde cozumler uretilebilir acaba? Bir mimarlik ogrencisi yada bir mimar olsaydim bu konuya ne sekilde perspektif gelistirebilirdim ki?
Her ne kadar mimarlik sadece ev yapmakla ilgilenmeyip, sosyal alanlarin yaratilma surecleri, insanlarin bulunduklari yapi ile etkilesimlerini de hesaba katarak faaliyetler gerceklestirse de, bu falliyetler genellikle yapiyi yaptiran kisinin istek ve amaclari dogrultusunda ilerlemektedir. Evi, alisveris yada is merkezini yaptiran kisi sizseniz, sizin begenileriniz yada amaclariniz burada on plana cikacaktir.
Bu konuya alternatif bazi tasarimlar yada uygulamalar da soz konusudur. Viyana da bulunan Hunderthaus bu duruma bir ornek olabilir sanirim. Bir apartmanda ortak kullanim alanlarinin bulunmasi bu konuda en basit ornektir. Her apartmanin kendi lokali, camasirhanesi, cocuklar icin oyun salonu bulunmasi gibi ornekler verilebilir. Ornegin altmis kisilik bir apartmandan bahsediyoruz ve nicin bu insanlar aksamlari evlerine kapanmak yerine kendilerine ait ortak bir lokalde, ki bu lakoalin bir isleteni bulunmayacak, toplanip vakit gecirmesinler? Yada her evde bir camasir makinasinin bulunmasi yerine ortak bir camasirhaneleri olsa?
Bu belki cok komunistce yada idealistce pembe dusunceler zinciri olarak dusunulebilir fakat bence bu daha cok toplumun kulturel yapisi ile ilgili bir durumdur. Turkiye deki insanlara kizlar ve erkeklerin beraberce kaldigi bir ogrenci yurdu utopiktir ama avrupa da tam tersi dusunulemiyor bile. Slav ulkelerinin insanlarina ne demeli? Bu insanlar icmeden ve parti yapmadan tek bir dakika bile geciremiyorlar, ama gayet de mutlu ve huzurlular.. Turkiye de boyle bir tasari nasil sonuclar dogurur hepimiz gayet acik ve net bir sekilde, tüm ironik yonleriyle taasavvur edebiliyoruz. Ama biz burada insanlarin birbirlerinden sorumlu olmadan, kendi ozel hayatlarinin bulundugu ortamlarin hemen icerisine ortak kullanim alanlarinin yaratilmasindan bahsediyoruz, ki bence asil insan dogasina yakin olan da budur. Zaten ilk insan topluluklari da bu sekilde bir orgutlenme icereisinde degilmiydi ki?
Eger ki binalarin sosyallestirme ve insani yonlu tasarimi konusunu bir basamak daha ilerletirsek ikinci bir soru ile de karsilasabiliriz. Insanlarin yasadigi sokak ve evlerde kendilerine ait izler birakabilme serbestligi, yada bu haklarini kullanabilmesi icin yaratilmis serbest alanlar. Aslinda anneninizin danteller orup evin butun acikta kalan yerlerini ortmesi yada babanin ikea dan tahtalari alip, bunlari birlestirip masa sandallye ihtiyaclarini karsilamasi buna ornek olarak gosterilebilir. Bunun yaninda evin dis kisminin tasarimi da size ait olmasi gerekir. Ama bu sinirli eylemlerin sanatsal bir boyuta da tasinmasi gerekiyor. Ilk ve ortaokulda ogrendigimiz el isi yada resim dersleri her ne kadar bizi sanat yapabilmenin iyi cumhuriyet bayrami resmi cizebilmekten gectigi yanlisina suruklese de, bu fikirden insanlari hizla uzaklastirmamiz gerekmektedir. Bunu yapmanin digger bir yolu da belki evlerin standart olmayan ama icinde oturanlarin da kendilerini ifade etme kapasiteleriyle ozellesebilecek bir sekilde, yari sonlandirilmis olarak uretilmesi olabilir mi acaba? Aslinda hepimiz bir sekilde sanatci olma kapasitesi tasiyoruz. Yada soyle soylemek gerekire, hepimiz elimizde gerekli araclarimiz oldugu surece, ki bu araclar her sey olabilir, iyi yada kotu kendimizi ifade edebiliyor, hatta olaganustu seyler yaratabiliyoruz.
Iste bize ait olan ve bizim yasadigimiz bu alanlari nicin standardize edilmis, mimarlar tarafindan en soguk sekilde tasarlanmis sekliyle kabul etmek zorunda kaliyoruz ki? Daha yasadigimiz alanlari degistirebilme kapasite ve duyarliligina sahip degilken nasil olup da hayatimizi degistirmekten bahsediyoruz? Ulkeyi yonetecegiz, aclari doyuracak, herseyi mukemmel yapacagiz...Hatta devrimler yapmak, insanligi kurtarmak istiyoruz... Cok komik bir durum aslinda..Baskalarina ait bu yasamimizi boylece kabul etmemiz gerekiyor ve onun uzerinde hicbir degisiklik yapma hakkimiz yokken bu nasil olacak, bana hem imkansiz hem de cok ironik geliyor.
Bomb it.... #1

Sokaklarin dili...Streetart...Kosebaslari da yorumsuz kalmamali, sokaklar gercek sahiplerince devralinmali. Madem ki en dusuk sinif sokak insani olmakla tanimlaniyor, sokaklari da onlara birakmaz gerekmez mi?
Nasil ki gercek buyuk olmak icin gecmisinizin de buyuk olmasi gerekirken, gercek sehir olabilmek icin de sokagin sesini de yansitabilyor olmaniz gerekir. Hangi sosyal tabakadan olursa olsun, kedilerinin sehirde her nasil olursa temsil edilebildigini gormek ister insanlar. Koylu yada gocebe degil de sehirlesen insanlarin demokrasi fikrini olustrurmasi da tesaduf degildir zaten. Sehir toplumunu belirleyen en buyuk olcuttur zaten, insanlarin o kalabaliklarda kendilerini savunabiliyor ve ifade edebiliyor oluslari. Bu durusun ayrimini birakin Turkiye deki koklu sehirler ile digerleri arasinda yapmayi, avrupa da dahi inanilmaz derecede hissediyorsunuz.
Peki sonuc... Sonuc onemli degil ama insanlarin kendileri ifade edis ve durus bicimleri onemli oluyor. Ve bu durusu da sehirlerde en belirgin ortaya koyan araclardan biri, belki de en onemlisi grafiti oluyor. Bunlari genclerin duvarlara cizdigi yavsakliklar olarak degerlendirmek muthis aldaticidir. Yada gereksiz seyler...Bu belki de insanin kalabaliklardaki varligina vurgu yapan en anarsist hareketlerden biridir. Sokagin ve onun gercek sahiplerinin beraberce sisteme ve dayatmalara karsi duruslaridir sozkonusu olan. Eski zamanlarda demokrasiyi olusturabilmek icin yapilar girisimlerin, bugun anarsistce sistemleri zorlama ve donusturme seklindeki formudur. Bence son yuzyillarda yaratilmis, insanligin belki de en buyuk sistemi degistirme cabasi oldugu bile dusunulebilir.
Ve bu insanlarin cabasi... Cok zor ve tehlikeli islerdir yaptiklari. Yillarca bu yuzden hapiste yatmis bir kisiyle tanismistim Berlin de. Bir taraftan da resmen askikti Berlin e. En ucuz yemekleri yiyip, en ucuz biralari da icse de, yasitlari en luks arabalara sahipken o hicbir seye sahip olamasa da onlar hayatta daha cok etkili olduklarina inaniyorlar. En azindan kocaman bir sehrin degisim ve gelisimi ellerinden geciyor. Anarsiszmi bir nebze de olsa yasiyorlar...
Ve en onemlisi.. Sanat kliseinin yada varlikli insanlarin gudumunde ilerllemekten, elitisit bir kesime ithab etmekten kurtuluyor sonucta. Galeri duvarlarini suslemek yerine Hatice teyzenin duvarini susleyecek bu sanat, ve o duvar bile binlerce euro edebilecek...Sokaga sahip olanlar, hem kendilerini ifade edebilecek, hem de kendi gibi olanlara hitab edecek.
Sonntag, 12. April 2009
Zeitgeist ! Zamanin ruhlar alemi !
devrimi gerceklesmistir. Yaklasik yetmis yil boyunca bu ulkeler yerlerinde sayarken de Avrupa ve Amerika coktan alabileceklerini almistir. Tam da yeni pazarlara ihtiyac duyuldugu anda bu komunist sistemler cozuluvermistir. Aradakalan Turkiye gibi ulkeler de, bir taraftan korkuyu, diger taraftan da baskiyi dengeleme ugrasinda oldugu yerde saymistir. Aslinda burada kapitalist ulkeler iki defa
kazancli cikmistir. Ikinci dunya savasi kismi da baska bir posta kalsin...
Ve simdi ilerlemenin tek olcutu teknoloji olmus durumda. Yasamini garanti altina almak uzerine kurulmus butun devlet yapilari etkisiz kalmis, yerine en rahat sekilde yasamaya, daha dogrusu teknoloji ve paraya sahip olmaya dayali bir sisteme yer acmis bulunuyor. Ama bu dunya herkesi besleyecek kapasiteye sahip degil. Eger butun cinliler, hintliler araba sahibi olacak, herbiri gunde yarim kilo et yiyecek olsa, dunya kime yetebilir ki? Suan bile buyuk bir endise yaratmistir, cesitli global cevresel sorunlar.
Asil ironi de burada ortaya cikiyor zaten. Normalde varlikli insanlar ile digerleri izole edildikleri kalelerle, devasa duvarli evlerle, yada ulke sinirlari ile sorunsuz yasayabildiler. Ve globallesme... Globallesme oyle bir boyute geldi ki, sinirli kaynaklar nedeniyle artik yine varlikli insanlarla ayni sofrada oturuyor duruma geldik. Dunya varliklari yetersiz ve biz ayni degerli havayi soluyup, ayni degerli suyu iciyoruz. Eger onlar da dunya zenginlikleriyle ayni sekilde kit kanaat gecinmek zrunda olacaksa fark nerede kaldi ki?
Sorun da burada basliyor zaten. Cok paraya sahip olmak da artik yeterli degil. Dunya zenginliklerinin de korunmasi gerekir. Bu guc para disinda baska seceneklere yonelmedigi durumda, paraya sahip olmak hicbirsey ifade etmeyecek...Yuarida anlattigim kismi, ileriki postlarda daha da detaylandiracagim.
Zeitgeist filminin ilk kismini gecen yil seyretmistim. Azcok bildigimiz seylerin guzel bir sekilde yapilandirilmis, ve cok profesyonelce hazirlanmis bir ozeti... Durumu zaten bilenler icin iyi bir tasnif, bilmeyenler icin de arkadas sohbetlerinde yeni dunya kesfi yapilmiscasina anlatilacak bir calisma. Bu filmin ardindan benim dusundugum ise, bu belgesel ile nereye varilmak istedigi idi.
Ve dun Zeitgeist in Addendion eklentisini seyredebildim. Ilk iki bolumunu seyrederken bir taraftan kendi adima mutlu oldum, bir taraftan da konuyu nereye baglayacaklari ile ilgili acayip meraklandim. Bir belgesel seyrediyorumdu ve o bana hicbir kaynaga dayanmayan, gozlemlerimle yarattigim teorimi acikliyordu.. Megaloman degilim ama hos tabi..
Ve filmin son bolum geldiginde artik her sey cozulmustu. Bu bolum suanki kapitalist sisteme getirilecek alternatiflerden bahsediyordu. Onlarin gordugu cozum dunya kaynaklarinin kullanimi uzerine getirdikleri teori di. Sinirsiz teknolojik ilerlemeden bahsediyorlar, ki bu sirada da dunya kaynaklari sinirsiz sekilde insanlarin hizmetinde olacak. Insanligin butun yatirimi teknoloji uzerine olacak, ki sadece teknoloji insanlara aradigi ve ihtiyac duydugu guzel yasami verebilecek. Tabii ki hicbir aciklama da getirmiyorlar, butun bu dunya nufusu ayni teknolojiye sahip olursa dunya kaynaklari yeterli olur mu? Bu kayanaklar kim ne sekilde sahip olacak, dagitimi ve kontrolu kimde olacak? Insanlarin yaptigi butun isler otomasyona donerse insanlarin islevi ne olacak? Bugunki teknoloji yuz yil oncesine kadar muazzam ilerledi ama nicin suan eskisine oranla cok daha fazla isgucune ihtiyac var? Bir kisim insanlar teknoloji gelistirirken diger insanlar ne yapacak? Bu sorular ve benzerleri hep acik kaliyor. Ama iyi bir izlenim oldu benim icin, gormek amaciyla, guc sahibi varlikli insanlar yonunu ne tarafa cevirmis ve gelecek yirmi yilda nasil bir yone suruklenecegiz. Bu kadar sert bir kapitalist sistem elestirisi dogal olarak yine gucluler tarafindan gelebilecektir. Simdi onlarin savasini seyretmeye hazir olalim, sokaklarda da bizler olacagiz ya, aman ne guzel ne guzel, devrim yapacagiz.
Samstag, 11. April 2009
Ivmelendim de duruldum.
O evden ayrilisimi takip eden donemin ilk uc haftasi bir ev filmimin agirlik noktasini olusturur. Bu gecen uc hafta boyunca her gununu farkli evlerde gecirmem gerekti. Yanima aldigim dis fircasi vs. gibi ekipmanlar ile oyle bir mobilize hale geldim ki, ev ihtiyaclarim sadece banyo yapmak ve uyumak kadar minimum duzeye iniverdi. Yaptigim sadece bulabildigim bir eve gidip banyo yapip uyumak ve sabah erkenden calismak uzere yola cikmakti. Hem para kazanmak icin calismam, bir taraftan da ders calismam gerekiyordu. Cantamda bulunan esyalarim uc kisimdan olusuyordu. Birinci kisim zaruri esyalalrim, ikinci kisim laptopum ve dersimle ilgili kitaplar, ucuncu kisim da isimde kullandigim alyan anahtari, elektrikli el aleti vs den olusan alet cantamdi. Bu uclu ve ben bu haftalar boyunca hep beraber kasvetli mart ayini atlatmaya calistik. Tek bir mottom vardi; " Evi bulursan banyo yap, isi bulursan calis".
Bunun yanina bagimsiz ingiliz sinemasina ait genclik aksiyonlarini da fazlasiyla kattim tabiiki. Her aksam birileriyle bulusmak, icmek icmek icmek, muhabbet etmek. Sanirim hareketin hareketi uretmesi bu sekilde aciklanabilir dinamik dersini alan ogrencilere. Atalet dedikleri budur aslinda. Oyle bir yerinde duramama durumu aksamlari da hizli bir hayati beraberinde getiriverdi ki zaten ben bu hizi aylar oncesinde cebime rahat para giriyor olmasiyla coktan almistim.
Bu zamanlarda da romantik fransiz filmim baslayiverdi. Daha once tanidigim ve biryerlere gitmeyi teklif ettigim bir turk kizi vardi. Okulda karsilastigimizda verdigi sinyal hic de fena degildi. Ben de aldigim bu ivmeyle oyle bir giris yaptim ki bir hafta icinde kendimi barda onu operken buluverdim. Sonunda ben de aradigim iliskiyi buluyormuydum? Ivmelenmis hayatim bani kokain almiscasina guclendirmisti ve artik bu durumu kimsenin engellemesine izin veremezdim.
Bu gecen uc haftanin ardindan USA da okuyan ve Berlin de tezini hazirlayan bir arkadsim bazi isleri icin viyana ya geliyordu. Onunla da ilgilenmem gerekiyordu. Ben de kendime stabil bir yer bulabilmistim sonunda. Sonunda derken de aslinda cebimde o an uc eve ait anahtar vardi. Isler sonunda iyice yoluna giriyordu ve hatta cok eski arkadaslarimla vakit dahi gecirebilecektim.
Bu yukarida yazdiklarim aslinda ozetin de ozeti denebilecek bir kisaltmadan ibaret. Her gunu aksiyonla dolu olan bu gunleri tektek yazmam gerekirdi ve bunlar bir roman dahi yazabilecek materyale sahiptir. SOkakta kaldigim gunler, kizlar, sabahtan aksama kadar arabada seyahat edip esek yukuyle para kazanmam, acilisilar, partiler... Viyana daki son gunlerimin olmasi isi daha da hizlandirmisti ve veda turlari atmam gerekiyordu. Tekrar insanlarla icmeler, partiler, icilen ickiler....
Ve son perde....Yesilcam sinemasindan bir kesit. Bu beraber olgum dedigim kiz ( diyelim ki brutus) ile cok fazla gorusmemistik ki, brutus benimle gorusmekten vazgeciverdi. Aradigim zamanlarda ya cevap vermiyor, yada yalan bir seyler uyduruyordu. En son bir konsere cagirdim ve mazeretli bir mesaj gonderip benim de butun planlarimi bozup, ustune de bir dunya insanla kavga etmeme sebep olmustu. En son sert bir mesaj yazip gonderdim ve birkac mesajlasmadan sonra tekrar isleri yola koymus gibiydim. Birkac gun sonra o beni aramaya basladi, ve sonunda pazar gununu bulusmak uzere kararlastirdik ki ben de sali gunu graz a alti ayligina yerlesecektim.
Konu aslinda anlasilmisti. Brutus cok iyi bir firmada yuksek bir pozisyon ve maasta calisiyordu.. Ben ise ogrenci olmanin da otesinde,, evsiz barksiz bir serseriydim. O benim esrarkes serseri bir insan olduguma inaniyormus. Sonra tabi anlatinca, eger ben serseri bir insan olsaydim, okulu bu kadar basariyla bitirip, uzerinde de kimsenin yapamadigini yapip, Avusturya nin en buyuk firmalarindan birinde is-okul tarzi calismaya baslayamazdim vs, her sey normale donuvermisti...Tabi onu inandirmam da gerekti, her gun baska kizlarla yatip kalkan biri olmadigima, duzenli bir iliski istedigime, onunla sadece yatmak istemedigime.
Hadi bu barismamizi kutlayalim, baska bir yere kahve icmeye gidelim dedigimizde kum saatini coktan ters cevirivermistim aslinda. Once o bana arkadaslarinin bilardo oynadigini, istersek onlarin yanina gidebilecegimizi soylemisti fakat ben baska bir kafeye gidelim basbasa kalalim demistim. Bir kafeye gidip kahvelerimizi siparis etmistik ki kumlar dibe cokup, uzaylilar isin toplariyla dunyayi bombalamaya baslamisti artik. Arkadaslari da tesaduf eseri oraya gelmisti ve iclerinden biri benim uzun suredir beni turlu sekillerde kucuk dusurmesine ragmen pesinden kostugum, arasira bulustugumuz kizdi. Olabilecek en kotu sey basima gelmisti, daha kotuleri de masada otururken gelecekti. Kim kimi nereden taniyor muhabbetleriyle beraber bu acem (ikinci kiz) oyle patavatsizca seyler soyedi ki, bes masa otede oturanlar bile durumu anlayiverdiler. Burada bir aciklama da yapmak gerek. Benim de aklima geldi, onlarin bir plan yapabilecek olmalari. Bir ihtimal olarak dusunuyorum ama sanmiyorum. Yapmislarsa da dert degil, ileride Avusturya daki Turk nufusu ve kadinlar hakkinda bir post yazacagim, en fazla bu posta aciklayici eleman olacaklar.
Kisa kesmek gerek burada... Detaylar cok fazla... Bu postu kendim icin yaziyorum aslinda bu gun. Yillar gecse de hayatimin bu donemini unutmak istemem. Hele o gunu. Dort yil once 1 Nisan da gelmistim ilk defa bu sehre ve 31 mart ta da veda etmem gerekti. Iyi kotu yasanan her seyin yaninda, iki defa gercekten cok hoslandigim, farkli sekilde sevdigim kizlar oldu. Onlari da ayni masada ugurlamam gerekti. Arkamdan neler konusuldu, beni nasil tanidilar bilmiyorum ama ben kendi sartlarim icinde her bakimdan bu sehirde cok buyuk isler basardim. Ama esrarkes ve serseri olarak bilinerek, o kizlarin onunde bu sekilde kotu duruma dusmus olarak bu sehri terk etmeyi hic hak etmiyorum. Ki boyle olmamaliydi. Ama cok yorulmustum ve dogal kokainim bitmisti. Birkac haftadir da yeni isim evim derken ancak kendimi tekrar toparlayabiliyorum. Cok duzeysiz bir edebiyatla yazilmis bir yazi oldu ama ilerleyen gunlerde duzelecektir. Israrla okuyunuz
Montag, 2. März 2009
Yine Bir Arzuhal, Aldi Bu Gonlumu

Ufak, cok ufak, hatta ancak iki notebook buyuklugunde bir masanin basinda yaziyorum bugun.
Suanki pozisyonumu gozunuzde canlandirabilmeniz icin bir arzuhalciyi dusunmeniz yeterli. Odanin bir kosesine sikismis vaziyette, ders calisan arkadasimi rahatsiz etmemek icin sessizce yaziyorum. Mart ayinda ise baslamam gerekiyordu, baska bir sehre tasinacak ve duzenli bir hayata baslayacaktim. Ama is iznimin henuz cikmamasindan dolayi viyana da kalmaya bu sefer evsiz olarak devam ediyorum. Evinde kaldigim arkadasim bazi nedenlerden dolayi evinde parasini odeyerek kalma teklifimi reddetti. Ama ben de baska nedenlerden dolayi evden hala cikmayi reddettim. Istemiyorum artik anahtarsiz kalmayi. Kapilarda beklemeyi, saatlerimi baskalarina uydurmayi. Bir besleme gibi evde ruh gibi dolasip, bir kose basinda vaktimi geciriyorum. Yine mi kader yine mi bela nedir cektigim...
Arzuhalci demisken... Eski zamanlarin onemli simdiki zamanin ise olmus meslegi. En azindan bu guzel adindan dolayi yasatilmaliydi. Yok olan bir meslegin insanlari da ayni sekilde cekilip gidiyor gozlerimizin onunden. Yasayan bir efsaneden yasayan bir hice donusun hikayesini yasiyor bu insanlar. Kapinin onune kadar gelen guzel kizlari geri gondermek, odada yalniz basina kalmak gibi bir sey olsa gerek bu.
Ben de bu arada kadinlarla olan iliskilerime agirlik veriyorum.Evsiz olabilirim ama yataksiz kalmamam gerekiyor. Gunler uzamaya baslayinca, erkek sorununu kisin evine kapanarak cozen kadinlar bunun bu sekilde cozulemeyecegini anlayip kendilerini sokaklara ve ozellikle de erkeklere dogru atmaya baslayinca kendimi firtina sonrasindaki Forrest Gump durumunda hissettim. Bu ilgi nedir arkadas? Ama yalanci bahar dedikleri boyle birsey iste. Insana cicek actiriyorlar ve o cicegi de tersten yedirtiyorlar. Ne zor birsey su erkek olma durumu.
Kapinin onune gelen kizlar derken... Az once geldiler... Ben gidiyorum. Bazi meslekler yok olsalar bile bazi hormonlari durdurmak mumkun olmuyor.
Samstag, 21. Februar 2009
Deligim gozu kara deligim, yakarim...

Kamera Obscura icin fazla bir sey yazmaya gerek yok aslinda. Herkesin bildigi, bilmeyenlerin de ufak bir google arastirmasiyla yakindan tanniyabilecegi bir duzenektir kendisi. Insanligin gelismesine katkisi, insanlarin onu ne kadar gelistirdigiyle birebir ortusuyormudur, onu ileride inceleyecegiz
"Bazi nesneler tüm degerini bir delik ile kaybederler. Ornek, balon, kadin...". Tam olarak hatirlayamasam da yaklasik bu sekilde bir sozu vardi Kurt Tucholsky'nin. Onun bu sozu soyledigi zamanlardaki Almanya'da kadina bakis ne sekildedir tam kestiremiyorum ama genel durumdan bihaber olmadigi da kesindir kendisinin. Bu sozun devamini balonun akibetiyle de baglayabilseydi keske.
Kamera Obscura ile baslar goruntulerin yakalanma zamanlari. Delik ne kadar kucukse elde edilen goruntu de o kadar keskin oluyordu. Goruntunun de ters olmasi ise ayri bir hava katiyordu bu duruma.
Bir delik bir nesneye hayat da verebiliyordu demek ki. Insanlik yeni bir donemece girip cag mi atlayacakti yoksa? COk donemecler donuldu, cok caglar atlanildi o kara kutu icad edileliberi. Kadinlar icin de uzun bir donem oldu bu ve her ne kadar hala bircok toplum icin gecerliligini korusa da, delik artik bir kusurdan cok, arti deger olarak gorulmeye basladi kadinlar icin. Kamera Obscura'ya yuzyillar once yoneltilen hayret ve merakla dolu bakislar bu sefer kadinlarin deliginden iceri bakmak olarak yonlendi. Her ne kadar kamera yonunu herkese, her seye cevirebilse de, icindeki goruntu kadinsiz olamadi. Bazilari sadece deligi, bazilari deligin isleyisini bazilari da kadinin kendisini kullanmak istedi. Iki delik karsi karsiya kalmisti artik. Gurese benziyordu hersey. Bir delik dunyayi yutmaya calisirken, tum dunya digerinin icerisine girmek istiyordu. Artik kadinlar delikleriyle degersiz olmayip tam tersine sadece bir delikten ibaret olmaya basliyordu.
Sanat akimlari bile plastik uzerinden kendine mecralar ararken, Andy Warhol cikip ben Plastikten bir insanim derken, Balonun bile yama yapilabildigi yada patlak halinin bile deger tasidigi zamanlar gelmisti. Yada kocaman balonlar yerlerini ucaklara birakmisti coktan. Ama Cogunluk toplumlarda delik-deger durumu hala gecerliligini koruyordu ve orada da ne hikmetse tapinmak amaciyla kullaniliyordu. Butun ahlaki degerler bu delik uzerinden yargilanirken deligin ikinci en buyuk islevi de diger deligi bir sekilde, ozellikle de Kamera Obscura nin deligi araciligiyla gozetlemek oluyordu.
Yeni sektorler ve terimler de dogdu pornografi ve porno filmler gibi. Reklamcilik diye yepyeni bir sektor kuruldu, bir teoriyi dogrulamak amaciyla. Bu Teori diyordu ki "bu kadinlar ne dese kocalari yapiyor, bu kadinlar herkese soyunarak hitap etse erkekler kopek gibi bunlarin her dedigini yapacaktir". Teori tutmus olacak ki reklamcilik sektoru gucunu ve degerini durmadan arttiriyor. Daha sonra goruyorduk ki, erkekler yari ciplak kadinlar olmadan sarki soyleyemiyorlar yada kadin goruntusu olmadan sarki dinlemeyi beceremiyordu. Kadin artik her goruntunun icine girmeyi basarmisti. Fizik kurallari bile bu baskiya dayanamayip degismis, isigin dalgaboylarindan en uzun boylusu kadinlara ayrilmisti. Newton un prizmasi bile isigi renklerine ayirirken prizmanin uzerinde kadin dans etmeye basliyordu.
Bu duruma karsi ilk karsi saldiri Pink floyd dan "dark side of the moon" albumu ile gelmistir. Bu konsept album insan gunumuzde olusturdugu degerler konusuna elestiriler getirir. Bundan daha da onemlisi de bu albumun oz Buyucusu hikayesini birebir islemesidir. Uzerinde ciddi deliller bulunan, gercek degilse de tesadufun de bokunu cikartmissiniz dedirten bu durum bize yesil isigi yakalatacaktir. Bu masalda Dorothy'nin yolculugu anlatilir. Kendisine de dort arkadasi arkadaslik eder yolculuk boyunca. Toto onun biricik kopegidir. Bir korkuluk vardir ki kendisine beyin arar. Teneke adamin ise kalbi yoktur ve onun pesindedir. Aslanin derdi de kendisine cesaret bulmaktir. Cok da asikardir aslinda bunlar ne ifade eder ataerkil bir toplum icin. Dorothy ise bir hortuma kapilmis gider de gider.
Donnerstag, 19. Februar 2009
Okuzum Torbadan Dustu

"Dunya okuzun boynuzu uzerinde durur" dermis ve boyle inanirmis eski insanlar. Bu deyisin dunya evren iliskisini aciklamaktan ziyade,okuzun hayattaki onemine dikkat cekmek uzere soylendigini, daha onceleri dunya donuyor demis insanlarin akibetine bakarak rahatlikla anlayabiliyoruz. Zaten dünyanin konumu ciftciye hasat zamanini bildirmekten ziyade hicbir ise yaramazken, "bir cift okuz yeter mi aha Mehmet Emmi" sorusuyla okuzun hayatimizdaki yeri daha farkli bir sekilde anlatiliyordu. Bu boyle daha ne kadar gidebilirdi peki?
Gelisen teknoloji ile okuzler de yedek oyuncu olmaya basliyor, dunya bile okuzun uzerinde durmaktan var gecip, "ben kendi basima da dururum arkadas" diyerek okuzu azad ediyordu. Dunya yi tasima isi elinden alinan okuz, yesil cayirlara "artik tum gollerim ciftciler icin" diyerek geri donuyordu. Artik okuz icin izdirap dolu gunler basliyordu. Efsane olamayan bir hic, kocayan kurt kopeklerin maskarasi olurdu. Ilk darbe James Watt tan geliyordu. Su kutsal hayvana karsi sunulan tek alternatif su ve atesle calistirilan, o gotu kalkmis dunya yi birkac yuzyil icerisinde inim inim inletecek dumani suursuzca sican, demirden yapilma bir makinaydi. Hadi bu makinayi yaptiniz, bari gucunu de saygidan dolayi okuz gucu olarak literature gecirseydiiniz. Tokatlar ard arda geliyor, at bile bu durumdan kendine pay cikarabilirken, okuz agir bir nevroz geciriyordu. Insanlar bu kesfettikleri makina gucunu ne yapsak da hayatimiza daha cok soksak derken akillinin teki cikip "bu makinanin ilerleyebilenini de yaparsak birak okuzu, at a bile ihtiyac duymayiz" diyordu. Atlari da baska birisi "onlari kosturup bahis oynatalim, para kazanalaim nihaha" diyene kadar kisa sureli bir bunalima sokuyordu.
Bu durumun bunalimiyla kendini otlamaya veren okuz, artik suursuz gozlerle ortaliga bakinan, hayati bosvermis, birakin sahibinin sadece soyledigini, soylemedigini bile dinleyen bir hayvan oluvermisti. Insanlar hayatlarina girmeye baslayan bu tasitlardan kah canavar diye kacar, kah onlari oldurmeye calisir yada taslar, kah dunyanin sonu geldi diyerek kendini dunyevi islerden alikoyarken, o olanlari sadece izlemekle yetiniyordu. O tum bu olanlari gozlüyor, onunden gecen bu demir yiginlarini yakindan tanimaya calisiyor, hayat ve dunya ya dair belki insanlarin isine tekrar yarayabilir, hatta tekrar bir fenomen olabilmek kaygisiyle, yeni teori ve dusunceler gelistiriyordu. Her ne kadar insanlarin olaylari onun kadar sogukkanli karsilama becerileri gelismemis olsa da, insanlar rahatlarina duskun varliklardi. Ilk gorduklerinde bu tasitlara karsi cok agir tepkiler veren bu insanlar, kisa bir sure sonra bu canavarlarini surmeyi yada onlar tarafindan tasinmayi hayatlarinin merkezine yerlestiriyordu. Insanoglunun erkek cinsi bu canavarlara sahip olarak guclu oldularina, kadin cinsi de bu erkeklere sahip olarak daha iyi orgazm olduklarina inanmaya baslamisti bile. Okuzun kafasi daha da karismaya baslamisti, zira bu gune kadar o insanlar ile hayvanlarin sex iliskilerine sahit olmustu ama kendisinin bir afrodizyak potansiyeli tasiyabilecegini hic dusunmemisti. Is isten gecmisti artik...
Okuzun icinde bulundugu bu durum insanlara ilham vermekten baska herhangi bir fayda yaratamamisti maalesef. Her ne kadar toplumlar kadinlari mal olarak gorme egilimi tasisa da, bu toplumun disi bireyleri de her halukarda erkeklerden belli beklentilere sahipti. Dogurabilen buyukbas hayvanlara sahip olmanin yontemleri bilinirken doguramayan demir e sahip olmak bir sorun teskil ediyordu. Makinalarin da tek bir yontemi vardi dogurmak icin. Onlar onlar uremek icin paraya ihtiyac duyarlardi ve insanlarin da bundan bolca sahip olmasi gerekiyordu. Kiyaslama artik cok basitti. Eger bu makinaya sahip degilseniz okuze muhtacsinizdir. Okuze muhtac kalacak bir erkegin de okuzden farki yoktur aslinda. Bu dusunce nedense kadinlar arasinda cok benimsedi ve hatta bircoklari icin bir yasam felsefelesi olarak kabul edildi.
Mizah anlayislari cok geliskin bu insanoglu icin okuz tam bir kurtarici olmustu artik. Her ne kadar insaoglu once kavramlari yaratip, sonra duygularini bu kavramlara uydurmaya merakli yaratiklar olsa da , bu kez mizah i baska yonde kullanmak istiyordu. Insanlar artik baskalarinin davranislarini karsilastiklari yetersiz, yada egreti durumlar uzerinden kiyaslayip, bu sekilde davranis gosterenleri asagilayarak gulmek istiyordu. Yapilan da kisaca, bu cesit insanlara kiyaslama elemanlariyla adlandirmakti. Ekonomik arti deger yaratma kabiliyeti elinden alinan okuz, daha once kendisini evcillestirmis olan bu varliklar tarafindan asagilaniyordu artik. Okuz kendisine cok cok onceleri farkli bir yol cizebilirken ortak yasam, dayanisma gibi beklentiler yuzunden ortaklik kurdugu varliklar tarafindan simdi yuzustu birakiliyordu. Artik sona ermisti insanlar ile okuzun ortakligi. Insanoglu kendisine teknolojiyi bulmustu ortak olarak. Daha iyi yasatacakti insanlari teknoloji ve insanlar da hayati daha sorunsuz yasayip, daha guvende ve daha mutlu olacaklardi.
Simdi artik dunya donuyor, atomun etrafindaki elektronlar gibi. Insanoglu yuzyilllar sonra kendisine ne tur eglencelik ve yasamsal araclar bulur, bilinmiyor tabi. Teknoloji de duser mi acaba okuzun dustugu duruma? Yada insanlar gulmek isteyecekler mi cok sonralari? Ya da bu uzerinden gitmekte israr edilen yol? Bakip seyretmek yetmez mi bazen hayati?
Freitag, 13. Februar 2009
Don Quote vs DegirMan

Yel degirmenleri ile ilgili bildigimiz en onemli sey, don kisot delisinin onlarla savasmaya kalktigidir. Bir de bunlar Hollanda nin simgesidir. Sevdigim bir kahramandir kendisi. (Sancho Panza ayarinda degilim merak etmeyin, sadece sempatim var adama). Don Kisot'un tum bu yasamisliklarina, hedeflerine ve fedakarliklarina ragmen varliginin sadece bu yel degirmeni hadisesine indirgenmesi benim canimi sikiyor. Bu hem Don Kisot hem de yel degirmenleri acisindan vahim bir durum. Gerci yel degirmenleri bu popuparitesini biraz da Don Kisot'a borcludur. Don Kisot un durumu daha vahim cunku o da popularitesini insalarin deliliklerini anlatmak istemesine borclu. Yazik degil mi adama? O ki tum kotuluklere karsi savasmak istedi, canini ortaya koydu. Bu mudur cikardiginiz sonuc?...Yaziklar olsun...Simdi oradan "kalk gel mudur, Dulcinea'ya lavugun teki ayar veriyor" dese bir dakika dusunmem kalkar giderim. Cok Yasa Don Kisot.
Karisik Tost

Karisik tost bence cok kullanisli bir tamlamadir, hayatta bir cok seyi tanimlamak icin. Hayatla ilgili bircok kavramin futbol oyununa benzetilmesi gibi bu karisik tost hadisesi de bircok seyi aciklamada yardimci eleman olarak kullanilabilmelidir. Bir seyi hem karistirmissinizdir, hem de onu preslemis. Mesela korkmak...korkmak bir karisik tost gibidir, once ayaklarin birbirine dolanir, sonra da kafani yorganin altina sokmak istersin..Meselaa...Ciplaklik...Ciplaklik karisik tost gibidir. Icinde mutlaka kasar olmalidir yoksa toplum baskisi icine kasari kendisi koyar...Mesela...Sevmek bir karisik tosta benzer. Tekduzelige ve sadakatsizlige tahammulu yoktur. Mesela...Darilmak bir karisik tosta benzer. Icine ne kadar malzeme koyarsan karsi tarafi barismaya o kadar cabuk ikna edersin...Bu boyle sacmalamaktan bikana kadar surup gider.
Bir Varmis Bir Yokmus

Kagit mendil ve camasir makinasindan once bez mendil ve legende el ile camasir yikamak vardi. Bu benim icin aslinda tanimidir, doksanli yillardan sonra cocuk olanlar ve daha onceki donemlerde doganlar arasinda. Belki cogumuzun annesi bu sekilde buyuttu bizi, elimize bir yagli ekmek tutusturup sokaga salarak, kendisi sumuklu mendilleri eli ile yikarken. Annemizden dinledigimiz tek masal da zaten bu olabilirdi, annecigin izdirabi. Bu maalesef herkesin sorunuydu, ozellikle de cok kardesle buyuyen kimselerin. Soruluyor bazen burada bana, annemin bana hangi masallari anlattigi. Benim annem ninni soylerdi masal anlatmaktan ziyade, ki ben bir an once uyuyayim, o da isine devamedebilsin. Simdiki cocuklarin en buyuk sansidir belki de annelerinin kendilerine zaman ayirabilmesi. Benim gozlemledigim ve kendimden bildigim ve cogu kisiden de duydugum su ki, uc dort yasina gelmis simdiki zamanin cocuklari inanilmaz sosyal yetenekler gelistirmis oluyorlar. Bu cocuklarin zekalari bir nesilde sicrama yapamayacagina gore bence burada tek suclu bu sumuklu mendillerdir.
Arsch und Bescher Schaschar

Küllük bosaltmak sevdigim eylemlerden biridir. Sigara icme bir ritueldir benim icin, kendime ait bir ortamda derin dusuncelere dalip sigaralarimi pesi sira icmissem eger. Sanki cope atmiyorum da, ganj nehrine birakiyorum bu kulleri. Tabii ki de aglamiyorum bu izmaritlerin arkasindan ama suursuzda da arkalarindan "les gibi kokuyorsunuz, beter olun" diyerek soylenmiyorum. Sadece boyle bir eylemde duygusal bir durumda olmam benzetilebilir aslinda, kulleri nehre savuran o insanlarla. Ama olsun, sanki butun o yasanan guzel yada kotu zamani sigara ile iyilestirip, geriye kalan son parcalari da baska bir yone savuruyorm...
Kasik Kasik Some More Kavun

Tahta kasik ile metal kasik arasindaki fark karpuz ile kavun arasindaki farka benzer biraz. Karpuz yaz sicaginin dalgaakirani gibidir, her turlu, ve ozellikle de tam yagli trakya peyniriyle yenilir, ki o zamanki etkisi ferrari motoru takilmis kartal a benzer. Kavun ise meze gibidir aslinda, tatlandirici, suyleyici bir hali vardir daha cok. Hep en guzel tadin pesindesinizdir kavun yerken, her ne kadar durum raki sofrasinda orgazma ulasma amacina yonelse de. Kadinla erkek gibidirler belki de. Karpuz bir ihtiyaca cevap olurken kavun susler her seyi, guzellestirir. Narindir de kavun ayrica, icindeki cekirdekleri bile bir kolye ye yada bir ince el isine benzer. Karpuz ise kocaman ve basittir ve icindeki cekirdekler hem goruntu olarak, hem de dagilim acisindan tipki bir erkegin killari gibidir. Kasiklar da boyledir aslinda.. Biri sadece is gormek amaciyla tahtadan yontulmustur. Digeri ise, ki ben burada o satafatli zamanlarin, aristokratik evlerin mutfaklarindakilerden bahsediyorum, daha cok gosterise hizmet eder. Sofralarin susu, zerafetin temsilcisi ve gosterisin semboludur, bir tahta kasigin evin diregi olmasinin aksine.
Freitag, 6. Februar 2009
Yediden yetmise, seksen ve eksen
gercek bir arkadasligin bedeli her zaman dusunulenden fazladir ve bu arkadaslik cok emek gerektirir. Her iki tarafin da buna hazir olmasi ve bunu gercekten istemesi gerekir. Ama bireyselligin on plana ciktigi toplumlarda gecerli olan daha cok sizin bir sekilde hayatta kalabilmenizdir ve diger insanlar sizin gozunuzde bir basamak olmaktan baska bir sey ifade etmeyecektir. Insanlar yavas yavs kaybediyor beraber, ortak birseyler yaparak buyume fikrini. Malesef insanin once duskun olmasi gerekiyor, arkadasliklarin ve iliskilerin degerini anlayabilmesi icin.
Sevgi , empati ve dayanisma gibi kavramlarin eksik olarak tanimlandigi toplumlarda bu yuzden tutunabilmek daha da zor oluyor. Her ne kadar onlar bir aksamlik iliskileri iclerine sindirebilmis olsalar da siz bir erkek olsaniz bile bunu sindirmeniz kolay olmuyor. Yada insanlarin bencillikleri sizin hayata karsi tum ilgi ve onu tum toplumlar icin degistirme hevesinizi yok edebiliyor. Seveceginiz yada sevileceginiz insanlar ararken sevgiden ziyade gunluk faydalarin one cikmasi caninizi bazen cok sikabiliyor. Ama buna artik alismaniz gerekiyor. Yeni dunya duzeni ve her turlu davranisin ekseni de artik budur.
Yalniz insan merdivendir
Ama durum genelde tersine donuyor ne zaman bir kadin erkekler tarafindan daha az cekici bulunmaya baslafigi anda. Aslinda cok zordur, ciddi bir iliski icin dogru bir insani bulmak ve bu da gercekten buyuk bir zahmeti gerektirir. Insanin hayatina bircok insan girip cikmis olabilir fakat cogu da degersizdir ne zaman siz otuz yasinizdan sonra yalniz kalmissaniz. Ama benim gordugum malesef budur. Kadinlar otuzlu yaslarina kadar bu ilgi merkezi olma durumunu hor kullaniyor, karsisina cikan ve ilk bakista cok da guclu olmayan insanlara tolerans gostermiyor. Hayatinin sonraki donemi de malesef sadece uzuntu ve stres oluyor. Bu benim bircok kadinda gordugum durum. Bence bu cok onemlidir bir insan size ilgi duydugu vakit. Ama o zamanlar o insani gormemezlikten gelip aradan bes yil gectikten sonra ben seni cok severdim diyerek kandirmaya calismak daha da kotudur. Bir kadin icin de gayet basittir bir arkadasini aramak onunla gorusmek arada hicbir beklenti olmadan. Ama kadinlar genellikle bu durumu suistimal ediyor ve diger erkekleri bir yedek olarak dusunuyor. Yazi oluyor bu sekilde bir cok baslama ihtimali olan arkadasliga yada aska. Siz bir kadini sevmis olabilirsiniz ve durum sizin ona karsi davranislarinizda rahat olamamaniza neden olabilir. Ama bu hicbir zaman sizin aptal yada ezik bir tip oldugunuzu gostermez. Ama malesef kadinlar bu durumu sadece kendi begenileri uzerinden tanimlamaya devam ediyor.
Donnerstag, 5. Februar 2009
Beslik
Insan bir is gorusmesinden once o firmadaki insanlara onlarin milliyet ayrimciligi yaptigini, kucuk dusurucu bir durum yarattiklarini, uluslararasi bir firmaya yakismayan ve utanc verici bir harekette bulunduklarini yazar mi? Yazdim.. Cunku beni kucuk dusurmeye kalkmalarinin bir anlami yoktu ve onlarin da bilmeleri gerekiyordu, burada ezik bir salak yasamiyor. Ustelik bu is icin basvuran avusturyali bir kisi daha vardi ve is gorusmesi de gayet sacmasapan gecmisti. Ise girme beklentim "uzatma dakikalarinda iki gol atariz belki" beklentisinden de dusuk seviyede kalmisti. Tam ben hayatimi bambaska ve cok cok zor bir yone dogru hazirlarken simdi bana gel bizimle calis diyorlar.
Benim hayatim hep boyle oldu nedense. ben hep son dakika golcusu oldum. Hatta tam bir yedek golcuydum. Semih Senturk ten once ben vardim ve o futbolu biraksada ben hala yedek golculuge devam edecegim. Bu duzen birkac defa tekrarlanabilir ama bir omur boyunca da surmez ki. Suruyor ama... Ben bile kabullendim bu durumu. Artik her sey kotuye gitse bile bir son dakika golu gelecek biliyorum. Strese girmiyorum artik, korkmuyorum boyle seylerden. Sadece olasiliklar dusunmek canimi sikiyor cunku her turlu duruma karsi hazir olmak gerekir. Yine kurtardim pacayi ama tabiiki de biliyorum orada cok sikko bir hayat beni bekliyor. Artik sevinme ve uzulme duygularimi kaybettim boyle durumlar dolayisiyla cunku biliyorum ki her seyin bir negatif getirisi oluyor. Mesela hayatim cok tekduze bir yone dogru kayiyor bu her gunu aksiyonla dolu yasantimdan. Normal ortamda bile iletisim problemi yasayan bu teknik ogrenim insanlariyla teknik buroda alti ay gecirmek zorunda olacagim. Aslinda bu bir kabus olacak benim icin. Ama boyle de olmaz ki...Iki is bir arada bir de bitirme tezi...cok yipranacaktim. Ev sorunum zaten yakinda times da bile yayinlanabilirdi. Bu arada soyleyeyim, bu calisacagim firma da cidden cok buyuk ve uluslararasi bir firma. Kariyer acisindan da cv yi ucuracak bir is olsa da ben bu islerin adami olmadigim icin bende herhangi bir sevinc yaratmiyor. Benimkisi sadece son dakika atilan gol sevinci, kim kazanmis onemi yok zaten. Ama parasiz kalmayacak olmak beni sevindiriyor. Ve de tabiiki otomatik olarak bir evim olacak o sehirde ve ben kira vermeyecegim. Komik ama hayatimdaki butun olumsuz ve olumlu durumlar tersyuz oldu...Cok enteresan.
Mittwoch, 4. Februar 2009
Aslan uyur, su uyumaz, turk bakar
Neyse... Eger aslan yattigi yerden belli oluyorsa ben de is bilenin kilic kusananindir diyerek gelecek hafta is ve ev aramaya tekrardan basliyorum. Bir de diplomarbeiti alirsam geriye sadece calismak kalacak. Bunun icin de buyuk soz buyuk insan, aslanlarin vede dogal olarak ormanlarin kraldan daha ziyade imparatoru Fatih Terim'den gelsin; "Aslan kuyruguyla oynamaz". Umarim bu aslanin gotu basi da oynamaz da yarim yilda bitirir su nalet yada lanet okulu.
Monopollyphonic
Aksam hayatimda ilk defa monopoly oynadim. Oyunu uc Alman arkadasimla beraber oynamaya calistim zira oyunun buyuk kismi onlarin bana oyunu aciklamalariyla gecti. Turkiye den edindigim "cakal tefecilik" konusundaki engin bilgim sayesinde ucunu birden iflas ettirdim. Almanlarin "hepsini alalim, isletelim, para kazanalim" desturlu monopol yaklasimina karsilik "elime duserseniz yakarim alayinizi, kroyum ama para bende" konseptimle oynadigim oyun yuzdeyuz basari sagladi. Ikili kumpas, karsilikli fiyat yukseltme gibi numaralar islemez bize arkadas. Parayi kontrol edemeden monopol olmaya calisan arkadaslar aldiklari evleri iki saatte geri vermek durumunda kalarak benim ev konusundaki psikolojimi yakindan tanima sansina sahip oldular.
Beni gecen hafta evinden kovan eski kiz arkadasima iki gun once bir cep telefonu aldik. Bu belki de ona karsi yerine getirdigim son gorevim oldu. Bu sehrin insani olmasina ragmen bu sehre hala cok yabanci ve ona birakin benim gibi sehrin underdog uzmani bir erkegin, herhangi bir bilmem ne abla kilikli kose yazarlarinin yardimi bile bazen cok elzem gorunuyor. Insanlar burada birbirlerine o kadar cok guveniyor ki, bir saticinin, yada daha dogru tanimlamayla satis danismaninin sozleri onlar icin en degerli sey oluyor. Arkadasim ise bir alisveriste yapilacak her turlu kar icin vakit kaybetmeye cok cok razi. Tipik bir alman ekolu diyebiliriz aslinda. Ikinci el bir cep telefonu almak istiyor, her zaman eski seylere olan sevgisinden dolayi. Ona anlatmak da zor tabi eski hostur guzeldir de, konu teknoloji yada elektronik esyalar oldugunda duruma daha farkli yaklasmak gerektigini. Telefonu suan evinde kaldigim arkadasimin dukkanindan aldik. Arkadasima daha once soylemistim alis fiyatinin da altinda bir fiyat soylemesi icin zira belli bir kismini ben tamamlayacaktim. Hayir islemek yada sirinlik yapmak gibi bir niyetim yoktu ama onun kendisinin da ne kadar sacma dusunceleri olabilecegini biliyordum ve nitekim o dusuncelerden kendisinde cokca bulunuyormus. Radyolu olacakti, oyle olacakti, boyle olacakti derken onun dusundugu fiyata o ozelliklerde bir telefon birakin arkadasimin dukkanini, dunya uzerinde dahi bulunamayacakti. Daha sonra da sorun yine benim uzerime kalacakti. Zaten ona karsi para konusunda comertimdir, evinde bu kadar kaldigimdan ve bana yaptigi iyiliklerden dolayi. Bu isten en zararli cikan kisi ben olmama ragmen en azindan bir sorundan kurtulmus oldum ve kendimi de bos gezenin kalfasi olarak lanse etmekten ziyade gercekten ise yarayan ve insanlar icin faydali isler yapan bir kisi olarak gosterdim. Bu biraz my name ist earl dizisindeki duruma benzese de insanin kendini rahatlatmak icin bazen sacmalamasi da gerekiyor.
